قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا ٱسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَآ إِنَّا كُنَّا خَٰطِـِٔينَ · قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّىٓ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
"'Babamız! Günahlarımız için bağışlanma dile; biz gerçekten hata etmiştik' dediler. 'Sizin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim; şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir' dedi."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ikrar iki ayrı tarafa ayrı ayrı yapılıyor. Ve iki yerde de aynı kelime kullanılıyor.
| İzah | Gerekçe |
|---|---|
| 1 | Belirli bir vakit beklenmektedir — duanın kabulüne daha yakın bir zaman |
| 2 | Kesin bir söz verilmemesi — bağışlamanın Allah'a ait olduğunun korunması |
| 3 | Sadece bir gelecek bildirimi — edatın olağan işlevi; ertelemede bir kasıt aranmayabilir |
Ve şu kaydedilmeye değer, kendi okumam olarak: cevabın yapısı, 92. ayetteki af cümlesiyle aynı mantıktadır. Orada da bağışlama Allah'a havale edilmişti (yağfirullâhu leküm). Baba ve oğul, aynı ayrımı iki ayrı cümlede koruyor: kendi tasarrufunda olanı yapmak, olmayanı asıl merciye bırakmak.
ذُنُوب — kök ذ-ن-ب: zeneb — kuyruk. Dilciler zenbi "arkadan gelen sonuç" resmiyle açıklar: fiilin peşine takılan şey.