وَٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ … ٱللَّهُ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ
"Allah'ın ahdini, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar…"
Bu ayet, yirmi-yirmi birinci ayetlerin tam karşıtı olarak kuruluyor ve kelime kelime karşılaştırılabilir:
| Ayet 20-21 | Ayet 25 |
|---|---|
| Yûfûne bi-ahdillâh — ahde vefa | Yenkudûne ahdallâh — ahdi bozma |
| Ve lâ yenkudûne'l-mîsâk | Min ba'di mîsâkıh |
| Yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsal | Ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsal |
Üç maddede de aynı kelimeler, zıt fiillerle. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir simetridir ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre iki grubu ayrı ayrı tarif etmiyor — aynı listeyi iki yönde okuyor.
Zümer 39/52 ve Şûrâ 42/27'de aynı ikili işlendi ve orada kaydedilmişti: ne bolluk liyakat delili, ne darlık gözden düşme delilidir. Oraya dayanıyorum.
وَفَرِحُوا۟ بِٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِلَّا مَتَٰعٌ — ف-ر-ح kökü Ğâfir (Mü'min) 40/75'te (bimâ küntüm tefrahûne … ve bimâ küntüm temrahûn) işlendi ve orada ferah ile merah farkı verilmişti. Oraya dayanıyorum.
قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِىٓ إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ (27) — cümlenin ikinci yarısı bir şart taşıyor: men enâb — yönelen.
أ-ن-ب kökü Kāf 50/8 ve Ğâfir (Mü'min) 40/13'te işlendi. Ve orada kaydedilen şey burada da geçerlidir: delil herkese gösteriliyor, ders alma yönelmeye bağlanıyor.