وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍ … وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦٓ إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
"Şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların şu sözüdür: 'Toprak olduktan sonra biz gerçekten yeniden mi yaratılacağız?'… İnkâr edenler: 'Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?' diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın; her topluluğun bir yol göstereni vardır."
Kāf 50/2'de (bel acibû en câehüm münzirun minhüm) aceb kelimesi işlendi ve orada kaydedilmişti: itirazın delille değil şaşkınlıkla başlaması, yani aşinalığın ölçü yapılması. Oraya dayanıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir: Kāf'ta şaşan karşı taraftı; Ra'd'da şaşkınlık muhataba iade ediliyor — fe-acebün kavlühüm.
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبْلَ ٱلْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِمُ ٱلْمَثُلَٰتُ (6) — el-mesülât: ibret olacak cezalar.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: azabın acele istenmesi, dizinde birkaç yerde işlendi (Sebe' 34/29, Ankebût 29/53). Ra'd'ın eklediği: bunun örneği geçmişte bulunan bir şey olması.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ — "sen ancak bir uyarıcısın; her topluluğun bir yol göstereni vardır."
| Okuma | Hâd kim |
|---|---|
| 1 | Her topluluğa gönderilmiş bir uyarıcı — Fâtır 35/24 ile aynı hat |
| 2 | Yol gösteren Allah'tır |
İki okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum. Fâtır (Melâike) 35/24 ve Kasas 28/59'da uyarıcının gönderilmiş olduğu ilkesi işlendi; birinci okuma o hatta oturur.