أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ · وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزٍ
Elem tera ennallâhe halaka's-semâvâti ve'l-arda bi'l-hakk · İn yeşe' yüzhibküm ve ye'ti bi-halkın cedîd · Ve mâ zâlike alallâhi bi-azîz
"Görmedin mi ki Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı? Dilerse sizi giderir ve yeni bir yaratılış getirir. · Bu, Allah'a güç değildir."
| Ayet | Elem tera neye bakıyor |
|---|---|
| 19 | Yaratılışın hak ile olması |
| 24 | İki ağaç temsili |
| 28 | Nimeti küfre değiştirenler |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: üç bakış, sûrenin son üç bloğunu açıyor — biri kâinata, biri bir temsile, biri bir topluluğa. Ve üçünde de fiil görme fiilidir, oysa ikincisi ve üçüncüsü gözle görülecek şeyler değil. Yani rü'yet burada "kavramak, farkına varmak" anlamındadır ve dilciler bunu ru'yet-i kalbiyye diye adlandırır.
ح-ق-ق kökü dizinde birçok yerde işlendi (Hâkka'de sûre adı vesilesiyle ayrıntılı olarak; kökün çekirdeği yerli yerinde olmak, sabit ve gerçek olmak). Tekrarlamıyorum.
Buradaki işlevi kaydedilmelidir: bi'l-hakk kaydı, yaratılışın bir maksatla ve bir ölçüyle olduğunu bildirir. Ve hemen ardından gelen cümle bunun sonucudur: eğer yaratış bir maksatla ise, maksadı taşımayan bir nesil değiştirilebilir.
Cümle bir şart yapısıdır ve şart edatı indir (lev değil). Bu fark kaydedilmelidir: Arapçada lev gerçekleşmemiş şartı, in ise mümkün şartı bildirir.
Aynı cümle Fâtır (Melâike) 35/16-17'de neredeyse aynı kelimelerle geçer (in yeşe' yüzhibküm ve ye'ti bi-halkın cedîd · ve mâ zâlike alallâhi bi-azîz). İki sûrede birebir aynı iki cümle — bu, doğrulanabilir bir tekrardır ve Fâtır bölümünde işlenmişti. Oraya dayanıyorum.
بِعَزِيزٍ — ve kelime kaydedilmeye değer: sûrenin birinci ve dördüncü ayetlerinde el-Azîz Allah'ın ismi olarak geçmişti. Burada aynı kelime bir iş için kullanılıyor: "bu, Allah'a azîz (zor, güç yetirilmez) değildir."
Yani aynı kelime bir yerde "karşı konulamayan", öteki yerde "başa çıkılamayan" anlamında. Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: kökün çekirdeği (ع-ز-ز — sağlamlık, güçlük, nadirlik) her iki kullanımı da taşıyor.