وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِى لَشَدِيدٌ
"Hani Rabbiniz bildirmişti: 'Andolsun, şükrederseniz size mutlaka artırırım; nankörlük ederseniz azabım gerçekten şiddetlidir.'"
Kökün somut anlamı: kulak (üzün). Ve buradan işitmek, izin vermek, ilan etmek anlamları çıkar — izin, ezan, îzân aynı kökten.
Teezzene V. bâbdandır ve dilciler bu kalıba burada "kesin ve açık biçimde bildirdi, ilan etti" anlamını verir. Kalıbın taşıdığı fazlalık kesinliktir: bir haber değil, duyurulmuş bir hüküm.
Ve fiil, aynı sûrenin birinci ayetindeki bi-izni rabbihim ile aynı köktendir. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür: kök bir kez izin, bir kez ilan olarak geliyor.
Ayet iki şart cümlesi kuruyor ve ikisi aynı kalıpla başlıyor: le-in şekertüm / le-in kefertüm. Başlangıç birebir simetrik.
| Birinci şart | İkinci şart | |
|---|---|---|
| Şart | Le-in şekertüm | Le-in kefertüm |
| Cevap | Le-ezîdenneküm | İnne azâbî le-şedîd |
| Cevabın türü | Fiil — yapılacak iş | İsim cümlesi — bir vasfın bildirimi |
| Fâil | "Ben" — açık, birinci şahıs | Fâil yok; azabın niteliği anılıyor |
| Nesne | Küm — "size" | Muhatap zamiri yok |
| Ne söyleniyor | Karşılık açık: artırırım | Karşılık söylenmiyor: azabım şiddetlidir |
Farklar tek tek sayıldığında ortaya çıkan şey şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da tablonun kendisidir:
Bir. Birinci şartın cevabı te'kîdli fiildir: le-ezîdenne — başında lâm, sonunda nûn-u sakîle. Arapçada bir fiili bu iki ekle birlikte kuşatmak, verilebilecek en kuvvetli taahhüt biçimidir.
İki. İkinci şartın cevabı ise bir fiil değil. "Size azap ederim" denmiyor. Denen şey: inne azâbî le-şedîd — "azabım şiddetlidir." Bu bir tehdit, ama uygulama bildirimi değil.
Dört. Birinci cevapta artırmanın ölçüsü belirtilmemiş — neyin, ne kadar artırılacağı söylenmiyor. Nesne açık bırakılmış. İkinci cevapta ise sıfat belirtilmiş: şedîd.
Bu dört farkın toplamı bir yön farkıdır: şükrün karşılığı taahhüt olarak, küfrün karşılığı uyarı olarak veriliyor. İkisi aynı dilde konuşmuyor.
Ve bu asimetri Kur'an'da yalnız buraya mahsus değildir. Hicr 15/49-50'de aynı denge iki ayrı ayete dağıtılmış olarak gelir: nebbi' ıbâdî ennî ene'l-Ğafûru'r-Rahîm · Ve enne azâbî hüve'l-azâbü'l-elîm. Orada da birinci taraf iki isimle, ikinci taraf bir sıfatla veriliyor. İki sûre arasındaki bu örtüşme, Hicr bölümünde ayrıca tablolanacaktır.
ش-ك-ر kökü. Dilciler kökün somut anlamı için iki resim kaydeder: hayvanın az yemle çok süt vermesi (nâkatün şekûr), ve kurumuş bir gövdenin yağmurla dolması. Ortak çekirdek: az alıp çok karşılık vermek.
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: kökün resmi tam da ayetin söylediği şeyi taşıyor. Şükür, kökün kendisinde bir artma fiilidir — ve ayetin cevabı da le-ezîdenneküm (artırırım) oluyor. Yani şart ile cevap aynı fikri iki kez söylüyor.
Kökün karşısına konan şey küfrdür ve bu da kaydedilmelidir: ك-ف-ر kökünün çekirdeği örtmektir (Bakara'de çözümlendi; tekrarlamıyorum). Yani karşıtlık "inanmak / inanmamak" değil — karşılık vermek ile örtmek. Şükreden verileni görünür kılar, nankör onu örter.