Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Hicr 10-13. ayetler

Kur'an · 15. sûre: Hicr · 10-13. ayetler

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

15/10-13

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ · وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ · كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ · لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

Ve lekad erselnâ min kablike fî şiyaı'l-evvelîn · Ve mâ ye'tîhim min rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn · Kezâlike neslükühû fî kulûbi'l-mücrimîn · Lâ yü'minûne bihî ve kad halet sünnetü'l-evvelîn

"Andolsun, senden önce de öncekilerin topluluklarına elçiler gönderdik. · Onlara gelen her elçiyle mutlaka alay ederlerdi. · Biz onu suçluların kalplerine işte böyle sokarız. · Ona inanmazlar; oysa öncekilerin sünneti geçmiştir."

شِيَع

Şîanın çoğulu. Kök ش-ي-ع: bir kimseye uymak, ardından gitmek; ve buradan taraftar topluluğu. Teşyî' (uğurlama) da bu köktendir: birinin ardından gitmek.

Kelime Rûm 30/32'de (ve lâ tekûnû mine'l-müşrikîn… ve kânû şiyeâ) işlendi. Oraya dayanıyorum.

كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ

س-ل-ك kökü: bir şeyi dar bir yerden geçirmek, iplik geçirir gibi sokmak. Seleke'l-hayta fi'l-ıbre — ipliği iğneye geçirdi. Yani fiil, bir şeyin bir yerden geçirilmesini anlatır.

zamirinin neye döndüğü üzerinde dilciler ayrılır:

OkumaZamir neye dönüyorAnlam
1Alay etmeye (istihzâ)Alay, kalplerine böyle sokulur
2Zikre / Kur'an'aMetin kalplerine girer ama inanmazlar
3İnkâraYalanlama böyle yerleşir

Üç okuma da nakledilir; tercih dayatmıyorum.

Ve ayetin devamı ikinci okumaya elverişlidir: lâ yü'minûne bihî — aynı zamir tekrarlanıyor. Bunu bir karîne olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.

Fiilin çatısı kaydedilmelidir: neslükü — birinci çoğul, etken. Bu, dizinde birkaç yerde ele alınan bir kalıptır (Bakara 2/7'de mühürleme, Saff 61/5'te kalplerin kaydırılması). Oralara dayanıyorum ve oradaki kayıt burada da geçerlidir: fiil bir başlangıcı değil, bir sürecin sonundaki tescili anlatır — ayetlerin sırası bunu gösterir, çünkü alay önce anılıyor.

وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ

س-ن-ن kökü: bir şeyi düzgünce akıtmak, yol açmak. Sünnet — açılmış, üzerinde yürünen yol. Kök Fetih 48/23'te (sünnetallâh) işlendi ve orada STYLE gereği bir sınır konmuştu: kavramın çağdaş olaylara uygulanmasına girilmiyor. Oraya dayanıyorum.

Fiil kaydedilmelidir: halet — "geçti, geride kaldı." Yani sünnet bir kural olarak değil, olmuş bir şey olarak anılıyor.


Bu bölümde çözümlenen kökler

س-ل-كس-ن-ن

Hicr sûresinin tamamı