وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ · وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ · كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ · لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
Ve lekad erselnâ min kablike fî şiyaı'l-evvelîn · Ve mâ ye'tîhim min rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn · Kezâlike neslükühû fî kulûbi'l-mücrimîn · Lâ yü'minûne bihî ve kad halet sünnetü'l-evvelîn
"Andolsun, senden önce de öncekilerin topluluklarına elçiler gönderdik. · Onlara gelen her elçiyle mutlaka alay ederlerdi. · Biz onu suçluların kalplerine işte böyle sokarız. · Ona inanmazlar; oysa öncekilerin sünneti geçmiştir."
Şîanın çoğulu. Kök ش-ي-ع: bir kimseye uymak, ardından gitmek; ve buradan taraftar topluluğu. Teşyî' (uğurlama) da bu köktendir: birinin ardından gitmek.
س-ل-ك kökü: bir şeyi dar bir yerden geçirmek, iplik geçirir gibi sokmak. Seleke'l-hayta fi'l-ıbre — ipliği iğneye geçirdi. Yani fiil, bir şeyin bir yerden geçirilmesini anlatır.
| Okuma | Zamir neye dönüyor | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Alay etmeye (istihzâ) | Alay, kalplerine böyle sokulur |
| 2 | Zikre / Kur'an'a | Metin kalplerine girer ama inanmazlar |
| 3 | İnkâra | Yalanlama böyle yerleşir |
Ve ayetin devamı ikinci okumaya elverişlidir: lâ yü'minûne bihî — aynı zamir tekrarlanıyor. Bunu bir karîne olarak kaydediyorum, tercih olarak değil.
Fiilin çatısı kaydedilmelidir: neslükü — birinci çoğul, etken. Bu, dizinde birkaç yerde ele alınan bir kalıptır (Bakara 2/7'de mühürleme, Saff 61/5'te kalplerin kaydırılması). Oralara dayanıyorum ve oradaki kayıt burada da geçerlidir: fiil bir başlangıcı değil, bir sürecin sonundaki tescili anlatır — ayetlerin sırası bunu gösterir, çünkü alay önce anılıyor.
س-ن-ن kökü: bir şeyi düzgünce akıtmak, yol açmak. Sünnet — açılmış, üzerinde yürünen yol. Kök Fetih 48/23'te (sünnetallâh) işlendi ve orada STYLE gereği bir sınır konmuştu: kavramın çağdaş olaylara uygulanmasına girilmiyor. Oraya dayanıyorum.
Fiil kaydedilmelidir: halet — "geçti, geride kaldı." Yani sünnet bir kural olarak değil, olmuş bir şey olarak anılıyor.