قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ · قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ · إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
Kāle rabbi fe-enzırnî ilâ yevmi yüb'asûn · Kāle fe-inneke mine'l-munzarîn · İlâ yevmi'l-vakti'l-ma'lûm
"Dedi ki: 'Rabbim! Öyleyse bana, diriltilecekleri güne kadar süre ver.' · 'Sen süre verilenlerdensin · — o bilinen vaktin gününe kadar.'"
| İstenen | Verilen | |
|---|---|---|
| İfade | İlâ yevmi yüb'asûn | İlâ yevmi'l-vakti'l-ma'lûm |
| Sınır | Dirilişe kadar | Bilinen vakte kadar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ifadenin farkıdır: İblîs kendisinin bildiği bir gün istedi (diriliş). Cevap, sınırı bilinen bir vakte bağladı — ama kim tarafından bilindiği söylenmedi. Yani süre veriliyor; süreyi belirleyen bilgi karşı tarafa bırakılmıyor.
م-ن-ظ-ر / ن-ظ-ر — inzâr: süre tanımak. Ve kelime sûrenin sekizinci ayetinde geçmişti: ve mâ kânû izen munzarîn — melekler indirilseydi onlara mühlet verilmezdi.
Bunu bir sûre içi örgü olarak kaydediyorum ve doğrulanabilir: aynı kelime, yirmi dokuz ayet arayla, biri reddedilen biri verilen mühlet olarak.