قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ · إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
Kāle rabbi bimâ ağveytenî le-üzeyyinenne lehüm fi'l-ardı ve le-uğviyennehüm ecmaîn · İllâ ıbâdeke minhümü'l-muhlasîn
"Dedi ki: 'Rabbim! Beni azdırmana karşılık, yeryüzünde onlara mutlaka süslü göstereceğim ve hepsini mutlaka azdıracağım · — içlerinden ihlâsa erdirilmiş kulların hariç.'"
ز-ي-ن kökü ve tezyîn fiili dizinde birkaç yerde işlendi. Ve işlendiği her yerde kaydedilen şey, fiilin meçhul geldiğiydi — yani süsleyenin adlandırılmadığı:
| Yer | İfade | Fiilin çatısı | Fâil |
|---|---|---|---|
| Fâtır (Melâike) 35/8 | E-fe-men züyyine lehû sûu amelihî fe-raâhü hasenâ | Meçhul | Söylenmiyor |
| Ğâfir (Mü'min) 40/37 | Ve kezâlike züyyine li-Fir'avne sûu amelih | Meçhul | Söylenmiyor |
| Sâffât 37/6 | İnnâ zeyyennâ's-semâe'd-dünyâ | Etken — birinci çoğul | Allah (gök için) |
| Hicr 15/16 | Ve zeyyennâhâ li'n-nâzırîn | Etken — birinci çoğul | Allah (gök için) |
| Hicr 15/39 | Le-üzeyyinenne lehüm fi'l-ard | Etken — birinci tekil | İblîs |
Tablonun gösterdiği şey şudur ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı da fiillerin çatı ve şahıs farklarıdır:
Bir. Kötü amelin süslü gösterilmesi Kur'an'da meçhul kalıpla anlatılır — Fâtır'da da Gāfir'de de. Fâtır bölümünde bu, "süsleyen söylenmiyor" başlığıyla kaydedilmişti.
İki. Etken kalıp iki yerde kullanılır ve ikisinde de nesne göktür — Sâffât'ta ve bu sûrenin on altıncı ayetinde. Yani tezyîn fiili, fâili açıkça söylendiğinde olumlu bir işe bağlanıyor.
Üç. Ve Kur'an'da fiilin İblîs'e nispet edildiği yer burasıdır — ve bu, bir haber değil, İblîs'in kendi ağzından çıkan bir taahhüttür.
Bu dördünün toplamı şu tespiti veriyor ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: Kur'an, süslü göstermenin kim tarafından yapıldığını genellikle söylemez. Ve burada söyleyen, metin değil — süsleyenin kendisidir. Yani bilgi, bir bildirim olarak değil, bir itiraf olarak veriliyor.
Bu ayrımı korumak önemlidir: metin, bir kişinin kötülüğü güzel görmesini anlatırken fâil vermiyor. Fâili söyleyen, kendi işini ilan eden tarafın kendisi.
| Okuma | Bimâ | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | Sebep bildiren bâ | "Beni azdırdığın için" |
| 2 | Bâ-i kasem (yemin) | "Beni azdırmana yemin olsun ki" |
Ve fiilin sûre içinde geri döneceği kaydedilmelidir: ve le-uğviyennehüm (39) → illâ meni'ttebeake mine'l-ğâvîn (42). Aynı kök, biri taahhüt biri sınır olarak.
خ-ل-ص kökü Zümer 39/1-3'te ayrıntılı çözümlendi ve orada kaydedilenler burada da geçerlidir; oraya dayanıyorum:
Kök: bir şeyin içine karışmış olandan ayrılıp saf hâle gelmesi. Yağın ya da sütün süzülüp posasından ayrılması bu kökle anlatılır. Yani ihlâs, bir şey eklemek değil — ayıklamak.
| Ayet | Kelime | Kalıp | Kime ait |
|---|---|---|---|
| Zümer 39/2 | Muhlisan | İsm-i fâil — hâlis kılan | İnsanın işi |
| Zümer 39/3 | El-hâlis | Sıfat — hâlis olan | Dinin kendisi |
| Kalıp | Okunuş | Anlam | Fâil kim |
|---|---|---|---|
| مُخْلِص (muhlis) | İsm-i fâil | Hâlis kılan | Kul |
| مُخْلَص (muhles) | İsm-i mef'ûl | Hâlis kılınmış | Başkası |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kalıbın kendisidir: İblîs'in dışında bıraktığı grup, kendi çabasıyla saflaşanlar olarak değil, saflaştırılmış olanlar olarak adlandırılıyor. Fiilin fâili cümlede yok; ama kalıp, işin dışarıdan yapıldığını söylüyor.
Bir kıraat farkı nakledilir ve bu ayrımı doğrudan ilgilendirir: kelime hem muhlasîn (ism-i mef'ûl) hem muhlisîn (ism-i fâil) biçiminde okunmuştur. İmam adı vermiyorum. İki okuyuş, yukarıdaki iki kalıba karşılık gelir ve anlamı belirgin biçimde değiştirir; tercih dayatmıyorum.
Aynı kelime Sâd 38/83'te de geçer (illâ ıbâdeke minhümü'l-muhlasîn) — iki sûrede birebir aynı cümle. Bu, doğrulanabilir bir tekrardır.