قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ · إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
Kāle hâzâ sırâtun aleyye müstakīm · İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânün illâ meni'ttebeake mine'l-ğâvîn
"Buyurdu ki: 'İşte bana varan dosdoğru yol budur. · Kullarımın üzerinde senin hiçbir gücün yoktur — sana uyan azgınlar dışında.'"
| Okuma | Aleyye | Anlam |
|---|---|---|
| 1 | "Bana varan" — yolun varış yeri | Doğru yol bana çıkar |
| 2 | "Benim üzerime düşen" — taahhüt | Doğru yolu göstermek bana aittir |
| 3 | "Benim gözetimimde" — denetim | Yol benim nezaretimdedir |
Bir kıraat farkı da nakledilir: kelime aliyyün (yüce) biçiminde de okunmuştur; o okuyuşta anlam "bu, yüce ve dosdoğru bir yoldur" olur. İmam adı vermiyorum.
Kaydedilmesi gereken şey, cümlenin nerede söylendiğidir: İblîs'in taahhüdünün hemen ardından. Yani bir tehdide karşılık verilen şey, bir yolun varlığı. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cevap, tehdidi çürütmeye değil, karşısına bir şey koymaya dayanıyor.
Ve bu cümle, İbrâhim 14/22'de şeytanın kendi ağzından söylediğinin aynısıdır: ve mâ kâne liye aleyküm min sultânin illâ en deavtüküm fe'stecebtüm lî.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki ayetin aynı kelimeyi kullanmasıdır: aynı sınır, bir sûrede baştan ilan ediliyor, öteki sûrede sonunda itiraf ediliyor. İki metin birbirini doğruluyor.
Dizim nüktesi: istisna, şeytanın gücünü değil, uymanın sonucunu bildiriyor. Fiil ittebea — uymak; yani hareket karşı taraftan geliyor. Bu, İbrâhim 14/22'deki iki fiilli tarifle aynı çizgidedir (deavtüküm / fe'stecebtüm lî).