لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ · فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ · فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
Le-amruke innehüm le-fî sekratihim ya'mehûn · Fe-ehazethümü's-sayhatü müşrikīn · Fe-cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhim hıcâraten min siccîl
"Ömrüne andolsun ki onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı. · Güneş doğarken o korkunç ses onları yakaladı. · Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık."
ع-م-ر kökü: ömür, hayat; ve bir yeri şenlendirmek (imâret, ma'mûr aynı kökten). Kök Tûr 52/4'te (el-beyti'l-ma'mûr) işlendi. Oraya dayanıyorum.
Cümlenin gramer yapısı: le-amruke mübtedâdır ve haberi hazfedilmiştir (kasemî — "yeminimdir"). Arapçada yeminlerde bu haziften sıkça söz edilir.
Ve STYLE gereği bir kayıt: Kur'an'da bir insanın ömrüne yemin edilmesi hakkında klasik tefsirlerde çeşitli değerlendirmeler yapılır. Bu değerlendirmelere girmiyorum ve ayetin lafzını olduğu gibi kaydediyorum.
سَكْرَة — kök س-ك-ر: sarhoşluk. Ve kelime sûrenin on beşinci ayetiyle aynı köktendir: innemâ sükkiret ebsârunâ.
| Ayet | Kelime | Kim hakkında |
|---|---|---|
| 15 | Sükkiret ebsârunâ | İnkâr edenler — kendileri hakkında iddia |
| 72 | Fî sekratihim ya'mehûn | Lût kavmi — metnin hükmü |
Bunu bir sûre içi örgü olarak kaydediyorum ve doğrulanabilir: aynı kök, biri mazeret biri teşhis olarak.
ع-م-ه kökü: bir yerde şaşkın şaşkın dolaşmak, yönünü bulamamak. Dilciler amehe ile amiye (kör olmak) arasında bir fark kaydeder: birincisi basîretin, ikincisi gözün kaybıdır.
ص-ي-ح kökü: yüksek ses, haykırış. Kelime Yâsîn 36/29 ve 36/49'da, Kamer 54/31'de işlendi. Oralara dayanıyorum.
Zaman kaydı kaydedilmelidir: altmış altıncı ayette musbihîn (sabaha çıkarken) denmişti; burada müşrikīn (güneş doğarken). İki kelime aynı zaman diliminin iki ayrı noktasını gösteriyor ve ikisi de aynı olayı anlatıyor. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: haber verilen vakit ile gerçekleşen vakit birbirini tutuyor.
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: iki kelime, iki zıt sıfat, aynı kalıpta ism-i fâil. Cümle, bir tarifi değil bir yer değiştirmeyi veriyor.
سِجِّيل — kelimenin anlamı ve kökü konusunda dilciler ayrılır ve bu, dizinde kaydedilmişti: Mutaffifîn'de siccîn ile siccîl arasında akrabalık kuranların bulunduğu, ancak bunun zayıf sayıldığı ve iki kelimenin farklı köklerden geldiği belirtilmişti; Enbiyâ bu kayda dayanmıştı. Oralara dayanıyorum.
Zâriyât 51/33-34'te aynı olay için hıcâraten min tîn (çamurdan taşlar) kullanıldığı ve siccîlin "pişmiş çamur, tuğla" anlamına geldiğinin yaygın olarak söylendiği kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum ve kesin konuşmuyorum.