فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ · إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ · ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fasda' bimâ tü'meru ve a'rid ani'l-müşrikîn · İnnâ kefeynâke'l-müstehziîn · Ellezîne yec'alûne meallâhi ilâhen âhar · Fe-sevfe ya'lemûn
"Emrolunduğun şeyi açıkça ortaya koy ve müşriklerden yüz çevir. · Alay edenlere karşı biz sana yeteriz. · Onlar ki Allah ile beraber başka bir ilâh edinirler. Yakında bilecekler."
Kelime Târık'de anıldı ve orada bu ayet gösterilmişti; oraya dayanıyorum.
Kökün somut anlamı: bir şeyi yarmak, çatlatmak. Sad' — çatlak, yarık. Ve yerin bitki için yarılması Kur'an'da bu kökle anlatılır (Târık 86/12 — ve'l-ardı zâti's-sad').
Bunu bir kelime gözlemi olarak kaydediyorum: emir "söyle" (kul) ya da "duyur" (belliğ) değil. Seçilen kelime, bir örtünün yarılmasını resmediyor.
| Ayet | Emir | Ne isteniyor |
|---|---|---|
| 3 | Zerhüm ye'külû ve yetemetteû | Bırak — müdahale etme |
| 94 | Fasda' bimâ tü'mer | Yar, açıkça ortaya koy |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki emrin karşıtlığıdır: sûre bir "bırak" emriyle açılıp bir "açıkla" emriyle kapanıyor. İkisi çelişmiyor, çünkü nesneleri farklı: birincisinde bırakılan onların yaşayışıdır, ikincisinde açıklanan emredilen şeydir.
Ve ikinci emir de aynı çizgiyi taşıyor: ve a'rid ani'l-müşrikîn — "onlardan yüz çevir." Yani söz açıkça söylenecek, ama tartışma sürdürülmeyecek. Aynı denge Ahkāf 46/35'te belâğ kaydıyla işlendi. Oraya dayanıyorum.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: iş, henüz görünmeden bitmiş olarak bildiriliyor. Ve Fâtır (Melâike) 35/4'te aynı çizgi işlendi: teselli, olayın kaldırılmasıyla değil, sıraya oturtulmasıyla veriliyor. Burada teselli, sonucun önceden bildirilmesiyle veriliyor.
ٱلْمُسْتَهْزِءِين — ve kelime, sûrenin on birinci ayetiyle bağlanıyor: illâ kânû bihî yestehziûn. Aynı kök, biri geçmiş kavimler biri bugünkü muhataplar için. Sûre, alayı bir tarih olgusu olarak kurmuş, sonunda ona karşı bir taahhüt veriyor.