ضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَّمْلُوكًا لَّا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَمَن رَّزَقْنَٰهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُۥنَ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Daraballâhu meselen abden memlûken lâ yakdiru alâ şey'in ve men razaknâhü minnâ rızkan hasenen fe-hüve yünfiku minhü sirran ve cehrâ, hel yestevûn, el-hamdü lillâh, bel ekseruhüm lâ ya'lemûn
"Allah şöyle bir örnek verdi: hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının mülkü olan bir köle ile kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz ve ondan gizli açık harcayan bir kimse. Bunlar bir olur mu? Hamd Allah'a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmez."
| Taraf | Nitelik | Fiili |
|---|---|---|
| Abden memlûkâ | Başkasının mülkü | Lâ yakdiru alâ şey' — hiçbir şeye gücü yetmiyor |
| Men razaknâhü … rızkan hasenâ | Kendisine verilmiş | Yünfiku minhü sirran ve cehrâ — harcıyor |
Ve karşıtlığın ekseninde bir kelime var: kudret. Birincisi lâ yakdiru, ikincisi ise fiilen harcıyor. Yani karşılaştırma mülkiyet üzerinden değil, tasarruf üzerinden kuruluyor.
سِرًّا وَجَهْرًا — Bakara 2/271'de gizli ve açık infakın ikisinin de meşru sayıldığı işlenmiş, Fâtır (Melâike) 35/29'da ikisinin vâv ile ayrım yapılmadan anıldığı kaydedilmişti. Oraya dayanıyorum. Burada da vâv ile birlikte anılıyor.