وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَآ أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَىٰهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Ve daraballâhu meselen racüleyni ehadühümâ ebkemü lâ yakdiru alâ şey'in ve hüve kellün alâ mevlâhü, eynemâ yüveccihhü lâ ye'ti bi-hayr, hel yestevî hüve ve men ye'müru bi'l-adli ve hüve alâ sırâtın müstakīm
"Allah bir örnek daha verdi: iki adam. Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez; efendisine bir yüktür, nereye gönderse hayırlı bir şey getirmez. Bu adamla, adaleti emreden ve dosdoğru bir yol üzerinde bulunan kimse bir olur mu?"
| Zümer 39/29 | Nahl 16/75 | Nahl 16/76 | |
|---|---|---|---|
| İki taraf | Racülen fîhi şürakâü mütefâkisûn / ve racülen selemen li-racül | Abden memlûkâ / men razaknâh | Ebkem / men ye'müru bi'l-adl |
| Ayrım ekseni | Kaç sahip var — çokluk / teklik | Tasarruf gücü — yok / var | Söz ve fayda — yok / var |
| Ortak soru | Hel yesteviyâni meselâ | Hel yestevûn | Hel yestevî |
| Neyi anlatıyor | Şirkin pratik sonucu — yön karışıklığı | Verilenin kullanılması | Verilenin başkasına dönmesi |
| Kime bakıyor | Kula — hangisinin hâli iyi | Kula | Kula ve çevresine |
Zümer bölümünde kaydedilen şuydu ve buraya dayanak alıyorum: "Ayet çokluğun teorik yanlışlığını tartışmıyor — pratik sonucunu gösteriyor. Birden çok sahibi olan kişi, kime göre davranacağını bilemez." Yani mesele bir inanç tartışması olmaktan çıkıp bir yön meselesi hâline getiriliyor.
Nahl'in iki temsili aynı yöntemi kullanıyor ama başka bir sonuca gidiyor. Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağım üç temsilin ayrım eksenidir:
| Birinci temsil (75) | İkinci temsil (76) | |
|---|---|---|
| Kusurlu tarafın hâli | Lâ yakdiru alâ şey' — güç yok | Lâ yakdiru alâ şey' — aynı ifade |
| Eklenen kusur | (yok) | Ebkem — dilsiz; kellün alâ mevlâh — yük |
| Karşı tarafın fiili | Yünfiku — harcıyor | Ye'müru bi'l-adl — adaleti emrediyor |
| Karşı tarafın niteliği | Rızkan hasenâ — verilmiş olan | Alâ sırâtın müstakīm — bulunduğu yol |
Ortak ifade kaydedilmelidir: lâ yakdiru alâ şey' iki temsilde de geçiyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve fark şudur: birinci temsilde karşı taraf veriyor (mal), ikincisinde söylüyor (adalet). Yani sûre iki ayette iki ayrı fayda türü sayıyor — maddî ve sözlü.
Ve ikinci temsilin kapanışı, doksanıncı ayeti hazırlıyor: ve men ye'müru bi'l-adl. Doksanıncı ayet aynı kelimeyle açılacak: innallâhe ye'müru bi'l-adli ve'l-ihsân. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır ve o ayette işlenecek.
| Kelime | Kök | Fark |
|---|---|---|
| أَخْرَس (ahres) | خ-ر-س | Doğuştan dilsiz — konuşma organı yok |
| أَبْكَم (ebkem) | ب-ك-م | Dilciler çoğunlukla konuşamayan ya da konuşmayı bilmeyen için kullanır; bazıları "hem dilsiz hem anlamayan" der |
كَلّ — kök ك-ل-ل: yorulmak, körelmek; ve ağırlık, yük. Kelîl — kör (bıçak), yorgun (göz). Kelime burada "başkasına yük olan" demektir.
Ve eynemâ yüveccihhü lâ ye'ti bi-hayr cümlesi kaydedilmelidir: tevcîh — yöneltmek. Yani ayet, kişinin yönlendirilebildiğini ama yönlendirmenin bir sonuç vermediğini söylüyor.
Metin içi delil şudur: temsil, iki tarafı iki nitelik üzerinden karşılaştırıyor — bir tarafta lâ yakdiru alâ şey' ve lâ ye'ti bi-hayr, öbür tarafta ye'müru bi'l-adl. Ve karşılaştırmanın konusu, ayetin bir önceki ayetten gelen bağlamıyla belirlidir: kulluk edilen şeylerin durumu (73: mâ lâ yemlikü lehüm rızkan … ve lâ yestetîûn).
Yani temsilin muhatabı bir insan grubu değil, yetmiş üçüncü ayette tarif edilen konumdur. Ve Zuhruf 43/18'de aynı hassasiyet korunmuştu: orada da bir sıfat üzerinden kurulan bir cümlenin, o sıfatı taşıyanlar hakkında bir hüküm olmadığı kaydedilmişti. Aynı çizgi burada da korunuyor.