وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَآ أَمْرُ ٱلسَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ ٱلْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Ve lillâhi ğaybü's-semâvâti ve'l-ard, ve mâ emru's-sâati illâ ke-lemhı'l-basari ev hüve akrab, innallâhe alâ külli şey'in kadîr
"Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. Saat'in işi ise ancak bir göz kırpması gibidir, hatta daha da yakın. Allah'ın her şeye gücü yeter."
لَمْح — kök ل-م-ح: hızlıca bakmak, göz atmak, parıldamak. Lemha — bir bakış; lemeha'l-berku — şimşek çaktı.
Ve terkip iki türlü anlaşılabilir; dilciler ikisini de kaydeder: göz kırpması ya da bir bakışın süresi. İki izah da nakledilir; anlam bakımından fark yoktur: en kısa süre.
Ve kelime kaydedilmelidir: akrab — "daha yakın", "daha kısa" değil. Yani karşılaştırma süre üzerinden değil, mesafe üzerinden yapılıyor.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı kelimenin kendisidir: cümle, Saat'in hızını değil, uzaklığını ölçüyor. Ve bu, sûrenin birinci ayetiyle halka kuruyor: etâ emrullâh — geldi. Yetmiş yedinci ayet aynı yakınlığı bir başka kelimeyle söylüyor.
| Ayet | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Etâ emrullâh | Gelen emir |
| 2 | Bi'r-rûhi min emrih | İnen emir |
| 12 | Müsahharâtün bi-emrih | Düzeni tutan emir |
| 33 | Ev ye'tiye emru rabbik | Beklenen emir |
| 50 | Ve yef'alûne mâ yü'merûn | Uyulan emir |
| 77 | Emru's-sâah | Saat'in işi |
| 90 | İnnallâhe ye'müru bi'l-adl | Emredilen adalet |
Yedi geçiş de metinden doğrulanabilir. Ve kendi okumam olarak şunu kaydediyorum: kök, sûrede hem kozmik (12), hem tarihî (1, 33, 77), hem ahlâkî (50, 90) düzlemde kullanılıyor. Yani "emir" kelimesi, sûrenin üç ayrı katmanını birbirine bağlayan tek kelime.