وَٱلْخَيْلَ وَٱلْبِغَالَ وَٱلْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
"Atları, katırları ve eşekleri de — binmeniz için ve bir süs olarak. Ve bilmediğiniz şeyleri de yaratır."
Dilciler ikinci kelimenin i'râbı üzerinde durur (mef'ûlün leh mi, mahzûf bir fiile bağlı mı). Ama anlam bakımından fark yoktur ve kaydedilmesi gereken şudur: altıncı ayette cemâl (güzellik) ile yapılan iş, burada zîne (süs) ile tekrarlanıyor.
İki kelime arasındaki fark dilcilerce şöyle verilir ve aktarıyorum: cemâl şeyin kendisinde bulunan güzelliktir; zîne ise eklenen, üzerine konan süstür. Yani altıncı ayette hayvanın manzarası, burada hayvanın sahibine kattığı görüntü anılıyor. Bu ayrımı dilcilerin kaydettiği bir eğilim olarak veriyorum; mutlak bir kural olarak değil.
Bu yapı dizinde ayrıntılı işlendi ve oraya dayanıyorum: Yâsîn 36/36'da (sübhâne'llezî halaka'l-ezvâce küllehâ mimmâ tünbitü'l-ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ ya'lemûn) şu kaydedilmişti:
"Üçüncü madde, ilk ikisiyle aynı gramer yapısında geliyor — aynı min, aynı mâ. Yani listenin bir parçası olarak, tam yetkiyle sayılıyor. Ama içeriği verilmiyor." "Ayet, üçüncü maddeyi kasten doldurmamıştır. Onu herhangi bir dönemin bilgisiyle doldurmak, ayetin açıkça yaptığı işi bozar — çünkü doldurulduğu anda madde artık 'bilmedikleri şey' olmaktan çıkar."
Ve Yâsîn bölümünde bu ayet (Nahl 16/8) zaten anılmıştı. Halkayı buradan tamamlıyorum.
| Yâsîn 36/36 | Nahl 16/8 | |
|---|---|---|
| Cümlenin türü | Tesbih — sübhâne'llezî | Sayım — nimet listesi |
| Kimin bilmediği | Lâ ya'lemûn — üçüncü şahıs | Lâ ta'lemûn — muhatap: siz |
| Açık bırakılan | Yaratılan çiftlerin üçüncü kaynağı | Yaratılan binitlerin devamı |
| Fiil zamanı | Halaka — mâzî | Ve yahlüku — muzâri |
Fiil zamanı farkı en önemlisidir ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: Yâsîn'de yaratma olmuş bitmiş olarak anılıyor; Nahl'de ve yahlüku — sürüyor. Yani listenin açık bırakılması burada yalnız bilgi eksikliğinden değil, işin devam etmesinden geliyor.
Ve şahıs farkı ikinci sırada kaydedilmelidir: Yâsîn'de bilmeyenler "onlar"dır — anlatılan bir grup. Nahl'de bilmeyen doğrudan muhataptır: "siz." Yani cümle, okuyanın kendi bilgisinin sınırını söylüyor.
Bu cümle, fennî mucize iddiaları için sık kullanılan yerlerden biridir: "bilmediğiniz şeyler" ifadesinin bugün bilinen taşıtlarla, teknolojiyle ya da başka bir olguyla doldurulması yaygın bir yorumdur.
Bu tefsirde bu yola girilmiyor ve gerekçesi Yâsîn'de yazılanın aynısıdır: madde doldurulduğu anda "bilmediğiniz" olmaktan çıkar. Cümlenin gücü içeriğinden değil, boş bırakılmış olmasından gelir.
Kendi okumam olarak şunu ekliyorum ve dayanağım sayımın bütünüdür: on sekizinci ayet lâ tuhsûhâ (sayamazsınız) diyecek. Sekizinci ayet, o hükmün nasıl mümkün olduğunu gösteriyor: liste kapanmıyor ki sayılabilsin.