وَعَلَى ٱللَّهِ قَصْدُ ٱلسَّبِيلِ وَمِنْهَا جَآئِرٌ وَلَوْ شَآءَ لَهَدَىٰكُمْ أَجْمَعِينَ
"Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir; yollardan sapanı da vardır. Dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi."
Kaydedilmelidir: sekizinci ayette binitler sayıldı, onuncu ayette su sayılacak. Aralarına bir yol cümlesi girmiş durumda.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı ayetin konumudur: binitten söz edilen yerde yoldan söz edilmesi tabiîdir; ama ayet fizikî yolu bırakıp doğrultuya geçiyor. Yani sayım, gidilecek yerden gidilecek yöne kayıyor. Ve on beşinci ayette sübül (yollar) bu kez fizikî anlamda geri gelecek. Sûre aynı kelimeyi iki düzlemde kullanıyor.
Kökün somut anlamı: bir yöne doğru dosdoğru yönelmek; ve orta, dengeli olmak. Kasd — yönelme, niyet; muktesıd — orta yolu tutan; iktisâd — ölçülü olma. Kök Lokmân 31/19'da (ve'ksıd fî meşyik — yürüyüşünde ölçülü ol) ve Lokmân 31/32'de (fe-minhüm muktesıd) geçti.
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | "Yolun dosdoğru olanı" — izafet, sıfat manasında |
| 2 | "Yola doğru yöneltmek" — masdar manasında; gösterme fiili |
Ve zamir kaydedilmelidir: minhâ — "onlardan". Zamirin mercii ayette açıkça söylenmemiştir; dilciler bunun yollar olduğunu, sebîl kelimesinin cins ismi olarak çoğul mana taşımasından anlaşıldığını kaydeder.
Cümlenin dizimi bir denge kuruyor: doğru yolu göstermek Allah'a ait (ve ala'llâh), sapan yol ise fâilsiz anılıyor (ve minhâ câir). Yani biri üstlenilmiş, öteki yalnızca var olduğu söylenmiş.
Aynı yapı sûrede bir kez daha, otuz beşinci ayette gelecek (lev şâellâhu mâ abednâ min dûnihî min şey') — ama orada bu cümleyi kuranlar muhataplardır ve bir mazeret olarak kurarlar. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örtüşmedir ve otuz beşinci ayette işlenecek.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu iki geçişin karşılaştırılmasıdır: aynı cümle, biri metnin ağzından biri muhatabın ağzından geliyor. Metin bunu bir bilgi olarak söylüyor; muhatap bir savunma olarak. İkisi arasındaki fark, cümlenin doğruluğunda değil, kimin ne için kullandığındadır.