وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُم مِّنۢ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُم مِّن جُلُودِ ٱلْأَنْعَٰمِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَآ أَثَٰثًا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍ
Vallâhu ceale leküm min büyûtiküm sekenen ve ceale leküm min cülûdi'l-en'âmi büyûten testehıffûnehâ yevme za'niküm ve yevme ikāmetiküm, ve min esvâfihâ ve evbârihâ ve eş'ârihâ esâsen ve metâan ilâ hîn
"Allah evlerinizi sizin için bir huzur yeri kıldı; davarların derilerinden de, göç gününüzde ve konak gününüzde kolayca taşıyacağınız evler verdi. Yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından da bir süreye kadar döşek ve donanım."
| Ev | Malzeme | Nitelik |
|---|---|---|
| Min büyûtiküm sekenâ | Kalıcı yapı | Seken — huzur, durulma |
| Min cülûdi'l-en'âmi büyûtâ | Deriden | Testehıffûnehâ — hafif taşınır |
سَكَن — kök س-ك-ن: durmak, sükûn bulmak, yerleşmek. Kök Rûm 30/21'de (li-teskünû ileyhâ) ayrıntılı işlendi; oraya dayanıyorum. Ve orada kaydedilen şuydu: kelime "hareketin durması" değil, "gidip orada duracak bir yer bulma" bildirir.
Ve bir gözlem olarak veriyorum: Rûm'da sekene fiilinin nesnesi bir kişi idi (eşler); Nahl'de bir yer. Aynı kök, biri insanda biri mekânda.
تَسْتَخِفُّونَهَا — kök خ-ف-ف: hafiflik. X. bâbda (istehaffe): hafif bulmak, kolayca taşımak. Kök Rûm 30/60'ta (ve lâ yestehıffennek) işlendi — orada "hafife almak, yerinden oynatmak" anlamındaydı. Burada aynı bâb somut anlamdadır: kolayca taşımak.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: aynı kalıp, iki sûrede iki ayrı anlam üretiyor — biri ahlâkî (hafife almak), öteki fizikî (hafif bulmak). Ve iki anlam da kökün "hafiflik" fikrinden çıkıyor.
Kelime Kur'an'da yalnız burada geçer. Anlamı: göç etmek, bir yerden başka yere taşınmak. Za'îne — hevdeç içinde yolculuk eden kadın; kelime çölde göçün adıdır.
Ve ayet iki günü karşı karşıya koyuyor: yevme za'niküm ve yevme ikāmetiküm — göç günü ve konak günü.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: ayet, muhatabın hayat düzenini iki kelimede özetliyor. Ve verilen nimet, iki düzene birden uyuyor — çadır hem taşınır hem kurulur.
Üçünün ayrı ayrı sayılması kaydedilmeye değer. Ayet "hayvanların tüylerinden" demiyor; üçünü ayrı ayrı adlandırıyor.
Bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı bu üçlemedir: sayım, kalemleri toplamak yerine ayırıyor. Ve bu, on sekizinci ayetteki lâ tuhsûhâ hükmünün pratikteki karşılığıdır: bir kalem üç kaleme bölünebiliyorsa, sayım biten bir iş değildir.
أَثَاثًا وَمَتَاعًا إِلَىٰ حِينٍ — esâs: ev eşyası, döşek; kök أ-ث-ث: bir şeyin çok ve iç içe olması. Metâ': yararlanılan şey.
Ve kayıt kaydedilmelidir: ilâ hîn — "bir süreye kadar". Yani sayımın bu kalemine bir süre sınırı konuyor. Ve bu, sûrenin altmış birinci ayetindeki ecelin müsemmâ ile aynı ailedendir.