وَقُل لِّعِبَادِى يَقُولُوا۟ ٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ
Ve kul li-ıbâdî yekūlü'lletî hiye ahsen, inne'ş-şeytâne yenzeğu beynehüm, inne'ş-şeytâne kâne li'l-insâni adüvven mübînâ · Rabbüküm a'lemü biküm, in yeşe' yerhamküm ev in yeşe' yuazzibküm, ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâ · Ve rabbüke a'lemü bimen fi's-semâvâti ve'l-ard, ve lekad faddalnâ ba'da'n-nebiyyîne alâ ba'd, ve âteynâ Dâvûde zebûrâ
"Kullarıma söyle: en güzel olanı söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. Rabbiniz sizi daha iyi bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Biz seni onlara vekil göndermedik. Rabbin, göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık ve Dâvûd'a Zebûr'u verdik."
Terkip, dokuzuncu ayetteki elletî hiye akvem ile aynı kalıptadır: mevsûf hazfedilmiş, sıfat ism-i tafdîl.
| Ayet | Terkip | Kim |
|---|---|---|
| 9 | Elletî hiye akvem | Kur'an yol gösteriyor |
| 53 | Elletî hiye ahsen | Kullar söylüyor |
| 34 | Bi'lletî hiye ahsen | Yetim malına yaklaşma biçimi |
Aynı kalıp, sûrenin üç ayrı yerinde ve üç ayrı alanda: yön, söz, muamele. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: kalıp her defasında en üst eşiği koyuyor. "İyi olanı" değil, "en iyi olanı". Ve üçünde de nitelenen isim söylenmediği için ölçü açık kalıyor.
Kök: dürtmek, kışkırtmak, araya girip bozmak. Dilciler kökü, hayvanı dürterek harekete geçirmek ile açıklar.
Kök Fussilet 41/36'da (ve immâ yenzeğanneke mine'ş-şeytâni nezğun fe'steız billâh) işlendi ve Meryem 19/83'te (teüzzühüm ezzâ) benzeri anılmıştı. Oraya dayanıyorum.
Ve buradaki fark kaydedilmelidir: Fussilet'te dürtme kişiye yöneliktir; İsrâ'da aralarına — yenzeğu beynehüm.
Aynı fiil, biri iç biri ilişki için. Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet, kötü sözün sonucunu bireysel bir günah olarak değil, bir ilişkinin bozulması olarak koyuyor.
Sorumluluk sınırı yeniden çiziliyor. Kasas 28/56'da bu sınırın sûreler arası tablosu verilmişti; Furkān 25/43 ve Zümer 39/41 de o tabloya eklenmişti. Bu ayet aynı hatta bir halkadır.
| Ayet | Vekîl | Kim / kimin |
|---|---|---|
| 2 | Ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ | Kul — kimi vekil edinecek |
| 54 | Ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâ | Peygamber — vekil değil |
| 65 | Ve kefâ bi-rabbike vekîlâ | Rab — yeten vekil |
| 68 | Sümme lâ tecidû leküm vekîlâ | Yokluk — bulunamayan vekil |
Kelime sûrede dört yerde ve dört ayrı işte. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir örgüdür ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: sûre, dayanma yerini dört adımda daraltıyor — edinme, elçinin olmaması, Rabbin yetmesi, başkasının bulunmaması.
| Ayet | Kim | Ölçü |
|---|---|---|
| 21 | İnsanlar | Ve lel-âhıretü ekberu derecât — asıl fark âhirette |
| 55 | Peygamberler | Örnek: ve âteynâ Dâvûde zebûrâ |
زَبُور — kök ز-ب-ر: yazmak, taşa kazımak. Zübre — demir parçası; zebûr — yazılı olan. Kelime, kitabın adı olarak kullanılıyor.