قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِۦ
Kuli'd'ü'llezîne zeamtüm min dûnihî fe-lâ yemlikûne keşfe'd-durri anküm ve lâ tahvîlâ · Ülâike'llezîne yed'ûne yebteğûne ilâ rabbihimü'l-vesîlete eyyühüm akrabü ve yercûne rahmetehû ve yehâfûne azâbeh, inne azâbe rabbike kâne mahzûrâ
"De ki: 'O'ndan başka ileri sürdüklerinizi çağırın bakalım! Onlar sizden ne bir sıkıntıyı gidermeye ne de onu başka yöne çevirmeye güç yetirebilirler.' Onların yalvardıkları da, hangisi daha yakın olacak diye Rablerine yol ararlar; O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar. Rabbinin azabı, sakınılması gereken bir şeydir."
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: ayet, iddiayı aktarırken kelimeyle birlikte bir değerlendirme de taşıyor. Yani "dediğiniz" değil, "ileri sürdüğünüz".
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: ayet yalnız "kaldıramazlar" demiyor. "Başkasına aktaramazlar" da diyor — yani en küçük müdahale imkânı bile kapatılıyor.
Ve tahvîl kelimesi sûrede bir kez daha, yetmiş yedinci ayette gelecek: ve lâ tecidü li-sünnetinâ tahvîlâ.
Furkān 25/17'de ve Ahkāf 46/5-6, Fâtır (Melâike) 35/14'te aynı dönüş işlendi: yalvarılan tarafın sonunda reddetmesi ya da kendisinin de muhtaç olması. Oraya dayanıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir ve bu bir zaman farkıdır: Furkān'da ve Ahkāf'ta ret kıyamet gününde oluyordu. İsrâ'da ise şu anki hâl anlatılıyor: onlar da şimdi yol arıyorlar.
Ve terkip kaydedilmeye değer: eyyühüm akreb — "hangisi daha yakın olacak diye". Yani anlatılan şey bir yarıştır: kendileri de yakınlık arıyorlar.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu terkiptir: yakınlık aracı sayılanlar, kendileri yakınlık arıyor. Aracının aracıya ihtiyacı varsa, aracılık iddiası kendi içinde tükeniyor.
Ahkāf 46/28'de kurbân kelimesi (kendisiyle yakınlık aranan şey) aynı alanda işlenmişti. Oraya dayanıyorum.