رَّبُّكُمُ ٱلَّذِى يُزْجِى لَكُمُ ٱلْفُلْكَ فِى ٱلْبَحْرِ
Rabbükümü'llezî yüzcî lekümü'l-fülke fi'l-bahri li-tebteğū min fadlih, innehû kâne biküm rahîmâ · Ve izâ messekümü'd-durru fi'l-bahri dalle men ted'ûne illâ iyyâh, fe-lemmâ neccâküm ile'l-berri a'radtüm, ve kâne'l-insânü kefûrâ · E-fe-emintüm en yahsife biküm cânibe'l-berri ev yürsile aleyküm hâsıben sümme lâ tecidû leküm vekîlâ · Em emintüm en yuîdeküm fîhi târaten uhrâ fe-yürsile aleyküm kāsıfen mine'r-rîhi fe-yuğrikaküm bimâ kefertüm sümme lâ tecidû leküm aleynâ bihî tebîâ · Ve lekad kerremnâ benî Âdeme ve hamelnâhüm fi'l-berri ve'l-bahri ve razaknâhüm mine't-tayyibâti ve faddalnâhüm alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ
"Rabbiniz, lütfundan arayasınız diye gemiyi denizde sizin için yüzdürendir. O size karşı çok merhametlidir. Denizde başınıza bir sıkıntı geldiğinde, O'ndan başka yalvardıklarınız kaybolur gider. Sizi karaya çıkarıp kurtarınca da yüz çevirirsiniz. İnsan çok nankördür… Andolsun, Âdemoğullarını şerefli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık, temiz şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk."
Bu sahne Kur'an'da birkaç kez tekrarlanır ve dizinde işlendi: Ankebût 29/65 (fe-izâ rakibû fi'l-fülki deavullâhe muhlisîne lehü'd-dîn) ve Lokmân 31/32 (ve izâ ğaşiyehüm mevcün ke'z-zulel). Oraya dayanıyorum.
| Yer | Denizde ne oluyor | Karada ne oluyor |
|---|---|---|
| Ankebût 29/65 | Muhlisîne lehü'd-dîn — saf dua | İzâ hüm yüşrikûn — ortak koşma |
| Lokmân 31/32 | Dalga örttüğünde dua | Fe-minhüm muktesıd — bir kısmı ölçüyü tutuyor |
| İsrâ 17/67 | Dalle men ted'ûne illâ iyyâh — başkaları kaybolur | A'radtüm — yüz çevirme |
Bunu kendi okumam olarak veriyorum ve dayanağı fiilin seçimidir: ayet "onları unutursunuz" demiyor, "onlar kaybolur" diyor. Yani terk eden taraf insan değil; giden taraf onlar. Fiilin öznesi değişmiş.
Ve aynı kök (ض-ل-ل) sûrede birkaç kez geçiyor (15, 48, 67, 72, 97) ve burada, olağandışı bir biçimde, tapılan şeyler için kullanılıyor.
| Ayet | Nerede | Tehlike |
|---|---|---|
| 68 | Karada | Yahsife biküm cânibe'l-berr — yerin yutması; hâsıb — taş savuran rüzgâr |
| 69 | Denizde | Kāsıfen mine'r-rîh — kırıp geçiren rüzgâr |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: kurtulan kişi karaya çıkmıştı; ayet, karanın da güvenli olmadığını söylüyor. Ve sonra ikinci soruyla onu denize geri gönderiyor: en yuîdeküm fîhi târaten uhrâ.
قَاصِف — kök ق-ص-ف: kırmak, çatırdatarak parçalamak. Kelime, gök gürültüsünün sesi için de kullanılır.
تَبِيعًا — kök ت-ب-ع: ardından gitmek. Tebî', dilcilerce burada "hakkını aramak için peşe düşen, dava takipçisi" olarak açıklanır.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kelime, hukukî bir alandan alınmış. Ayet, "yardımcı bulamazsınız" demiyor — "davanızı takip edecek birini bulamazsınız" diyor.
| Sıra | İfade | Ne |
|---|---|---|
| 1 | Kerremnâ | Şereflendirme |
| 2 | Hamelnâhüm fi'l-berri ve'l-bahr | Taşıma — kara ve deniz |
| 3 | Razaknâhüm mine't-tayyibât | Temiz rızık |
| 4 | Faddalnâhüm alâ kesîrin mimmen halaknâ | Üstün tutma |
| Kelime | Kime | Kayıt var mı |
|---|---|---|
| Kerremnâ — şereflendirme | Benî Âdem — hepsine | Kayıtsız |
| Faddalnâ — üstün tutma | Alâ kesîrin mimmen halaknâ | Kayıtlı — "çoğundan" |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı ayetin kendi kelimeleridir: birinci fiil kayıtsız, ikinci fiil kayıtlı. Yani şereflendirme bütün insan soyuna verilmiş; üstünlük ise bir karşılaştırma içinde ve "çoğundan" kaydıyla.
| Okuma | Alâ kesîrin ne demek |
|---|---|
| 1 | Bir sınır bildiriyor — bazı yaratıklar hariç |
| 2 | "Hepsi" anlamındadır — Arapçada kesîr bu anlamda da kullanılır |
Altmış ikinci ayette tablolamıştım: İblîs kerremte aleyye demişti — "beni bırakıp onu üstün tuttun."
Ve yetmişinci ayet aynı kökü, itiraz değil hüküm olarak geri veriyor. Ve arada bir şey olmuş: altmış altıncı ayetten altmış dokuzuncu ayete kadar insanın nankörlüğü anlatıldı (ve kâne'l-insânü kefûrâ).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bu sıralamadır: sûre, insanın nankörlüğünü anlattıktan hemen sonra onun şereflendirilmiş olduğunu bildiriyor. Yani şeref, insanın performansına bağlanmıyor. Nankörlük kaydedilmiş, buna rağmen hüküm değişmemiş.
Ve bu, STYLE gereği bir kayıt gerektiriyor: ayet bütün Âdemoğulları için konuşuyor — benî Âdem. Hiçbir topluluk, hiçbir soy dışarıda tutulmuyor. Bu tefsirde bu ayetten hiçbir grubu ayıran bir sonuç çıkarılmaz.