وَنُنَزِّلُ مِنَ ٱلْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
Ve nünezzilü mine'l-kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün li'l-mü'minîn, ve lâ yezîdü'z-zâlimîne illâ hasârâ
Metin bir tane. Sonuç iki tane. Aradaki farkı üreten şey metin değil, okuyanın ona yaklaşma biçimidir.
ش-ف-ي kökü: hastalıktan kurtulmak; ve bir şeyin kenarına gelmek (şefâ — uçurumun kenarı). Dilciler iki dalı da kaydeder: iyileşme, bir eşiğe varmadır.
Bunu bir dil gözlemi olarak kaydediyorum: kelimenin seçimi, muhatabı hasta olarak konumlandırıyor — yani cahil ya da bilgisiz değil. Şifa, eksik bir şeyin tamamlanması değil, bozulmuş bir şeyin düzelmesidir.
STYLE gereği bir kayıt: bu ayetten tıbbî bir sonuç çıkarılmaz. Ayet, bir metin ile onu okuyan arasındaki ilişkiden söz ediyor; kelimenin mecazî kullanımı Arapçada yaygındır.
| Ayet | Ne artıyor | Kimde |
|---|---|---|
| 41 | Nüfûr — ürküp kaçma | Muhataplar |
| 46 | Nüfûr | Muhataplar |
| 60 | Tuğyân kebîr — büyük azgınlık | Muhataplar |
| 82 | Hasâr — zarar | Ez-zâlimîn |
Ve seksen ikinci ayetteki fark kaydedilmelidir: burada özne zâlimîn — yani bir vasıf. STYLE gereği bu kayıt önemlidir: hüküm bir gruba değil, bir vasfa bağlanıyor.