نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِٱلْحَقِّ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ ءَامَنُوا۟ بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَٰهُمْ هُدًى · وَرَبَطْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا۟ فَقَالُوا۟ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ
"Onların haberini sana gerçek olarak anlatıyoruz: onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; biz de onların hidayetini artırdık. Ayağa kalkıp 'Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir' dediklerinde kalplerini pekiştirdik."
Deyim Kasas 28/10'da işlendi (levlâ en rabatnâ alâ kalbihâ — Mûsâ'nın annesi). İki yerde de aynı ifade, aynı işte kullanılıyor:
| Yer | Kim | Ne zaman |
|---|---|---|
| Kasas 28/10 | Mûsâ'nın annesi | Çocuğunu suya bıraktıktan sonra |
| Kehf 18/14 | Gençler | Ayağa kalkıp konuştuklarında |
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: iki sahnede de kişi kendi başına dayanamayacağı bir şey yapıyor ve destek kalbe veriliyor. Fiil dışarıdan değil içeriden işliyor.
إِذْ قَامُوا۟ — "ayağa kalktıklarında." Fiilin seçimi kaydedilmeye değer: söz, oturarak değil kalkarak söyleniyor.
وَزِدْنَٰهُمْ هُدًى — "hidayetlerini artırdık." Meryem 19/76'da (ve yezîdüllâhü'llezîne'htedev hüdâ) ve Furkān'de aynı yapı işlendi: hidayet, verilmiş bir şeyin üstüne eklenen olarak anılıyor.