وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ … وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَكَلْبُهُم بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِٱلْوَصِيدِ
"Güneş doğduğunda onların mağarasından sağa doğru kayar, batarken de sol taraftan onları keserek geçer… Onları uyanık sanırsın, oysa uykudadırlar. Biz onları sağa ve sola çeviririz. Köpekleri de girişte iki kolunu uzatmış durumdadır."
| Ayrıntı | Ne bildiriyor |
|---|---|
| Tezâveru … takrıduhüm | Güneşin yönü — mağaranın konumu |
| Tahsebühüm eykāzan ve hüm rukūd | Görünüş ile gerçek arasındaki fark |
| Ve nükallibühüm | Çevrilmeleri — pasif hâlde |
| Ve kelbühüm bâsitun zirâayhi | Köpek — kapıda, kolları uzanmış |
تَزَاوَرُ — kök ز-و-ر: meyletmek, yan çevirmek. (Kökün "yalan/eğrilik" dalı Furkān 25/72'de zûr olarak işlendi.) تَقْرِضُ — kök ق-ر-ض: kesmek, kesip geçmek. Kök Bakara 2/245'te (karzan hasenâ) işlendi — orada borcun "kesip ayırmak" resmi verilmişti. Burada güneşin ışığı kesip geçmesi.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: ayet, olağanüstü olanı (yıllarca uyku) anlatırken olağan ayrıntılara giriyor — güneşin açısı, yatış yönü, kapıdaki köpek. Ve bunlar bir mucize listesi olarak değil, bir sahne tarifi olarak veriliyor. Nitekim dokuzuncu ayet zaten sormuştu: em hasibte enne ashâbe'l-kehfi … kânû min âyâtinâ acebâ — "şaşılacak bir şey mi sandın?"
Köpeğin anılması da bu çerçevededir: kıssanın kahramanları arasında sayılmıyor; sahnenin bir parçası olarak, kapıda duruyor.