وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِءَادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ ٱلْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِۦٓ … وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلًا
"Hani meleklere 'Âdem'e secde edin' demiştik… İblîs hariç; o cinlerdendi ve Rabbinin emrinden çıktı… İnsan, tartışmaya her şeyden çok düşkündür."
| Yer | Vurgu |
|---|---|
| Bakara 2/30-38 | Halifelik ve isimler |
| Sâd 38/71-85 | Kıyas — ene hayrun minh |
| Kehf 18/50 | Kâne mine'l-cinni fe-feseka an emri rabbih — cinlerden olması ve emirden çıkması |
ف-س-ق kökü: hurmanın kabuğundan çıkması — sınırdan taşmak. Hucurât 49/6'da ve Bakara 2/26'da işlendi.
أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ وَذُرِّيَّتَهُۥٓ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِى وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ — Fâtır (Melâike) 35/6'da (fettehızûhü adüvvâ) aynı çizgi işlendi; oraya dayanıyorum.
ج-د-ل kökü Ğâfir (Mü'min)'nin bütün omurgasıydı — orada beş geçişi tablolanmış ve kınanan şeyin dayanaksız tartışma olduğu kaydedilmişti. Ve Bakara 2/197'de kökün somut anlamı (ipi sıkıca bükmek) çözümlenmişti. Oraya dayanıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümle, tartışmayı insanın en belirgin özelliği olarak adlandırıyor. Ve sûrenin yirmi ikinci ayetinde tartışma bizzat sınırlanmıştı (fe-lâ tümâri fîhim illâ mirâen zâhirâ). İki ayet birlikte okunur: eğilim tespit ediliyor, sonra sınır konuyor.