وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَجَمَعْنَٰهُمْ جَمْعًا · ٱلَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِى غِطَآءٍ عَن ذِكْرِى وَكَانُوا۟ لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا
"O gün onları birbirine karışıp dalgalanır hâlde bırakırız; sûra üfürülür ve hepsini bir araya toplarız… Onlar, gözleri beni anmaya karşı perdeli olan ve işitmeye güç yetiremeyenlerdir."
يَمُوجُ فِى بَعْضٍ — kök م-و-ج: dalgalanmak. Kelime, kalabalığın hareketini deniz dalgası gibi resmediyor.
Ve Kehf 18/97-98'de Zülkarneyn'in seti anlatılmıştı; doksan sekizinci ayet fe-izâ câe va'du rabbî cealehû dekkâ diyordu. Doksan dokuzuncu ayet, o vaadin gerçekleştiği hâli tarif ediyor. İki ayet arka arkaya ve birbirine bağlı.
Kelime Kāf 50/22'de işlendi (fe-keşefnâ anke ğıtâeke fe-basaruke'l-yevme hadîd) ve orada kaydedilmişti: "değişen sen değil, perde." Oraya dayanıyorum.
| Yer | Perde |
|---|---|
| Kāf 50/22 | Fe-keşefnâ anke ğıtâek — kaldırılıyor |
| Kehf 18/101 | Kânet a'yünühüm fî ğıtâin — dünyadaki hâl |
Ve sûrenin on birinci ayeti hatırlanmalıdır: fe-darabnâ alâ âzânihim fi'l-kehfi sinîne adedâ — orada kulağa vurulan perde bir korumaydı.
أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَن يَتَّخِذُوا۟ عِبَادِى مِن دُونِىٓ أَوْلِيَآءَ (102) — ve hasibe fiili sûrede üçüncü kez geçiyor (9, 18, 102). Sûrenin "sanmak" ekseni, geriye bakış tablosunda toplanmıştır.