2/51-54 — Buzağı
Zamanlamaya dikkat edin: denizin yarılması ile buzağının yapılması arasında geçen süre kırk gündür. Anlatının bu iki olayı üst üste koyması tesadüf değil — en büyük mucizeyi görmüş olmak, kırk gün sonrasını garanti etmiyor.
Buradan çıkan tespit, sûrenin başındaki iki benzetmeyle birleşiyor (2/17-20): görmek, yolda kalmayı sağlamıyor. Işık geldiğinde yürümek gerekiyordu; ışığın bir kez gelmiş olması yeterli değil.
عِجْل (icl) — buzağı. Klasik tefsirlerde, kelimenin a-c-l (acele) köküyle ses akrabalığına dayanan bir nükte aktarılır: acele edip Mûsâ'yı beklemediler, aceleleri onlara bir icl getirdi. Bunu bir dil nüktesi olarak aktarıyorum; kelimenin gerçekten bu kökten türediği kesin değildir ve hükme esas olmaz.
Tövbe emri verilirken "Rabbinize dönün" denmiyor; "Bâri'inize dönün" deniyor. Bâri', kök b-r-': yokluktan çıkarıp var etmek, ayırarak ve kusursuz kılarak yaratmak. Aynı kök berâet (temize çıkma) ve beriyye (yaratılmışlar) kelimelerinde de vardır.
Şimdi durumu düşünün: bu insanlar bir heykel yapmışlardır. Metal dökmüş, biçim vermiş, bir suret üretmişlerdir. Ve tövbeye çağrılırken Allah'ın, tam da "asıl biçim veren, yoktan var eden" anlamındaki ismiyle anılması, suçun tam karşısına konmuş bir isimdir. Yaptıkları şeyin ne olduğu, çağrının içindeki isimle hatırlatılıyor.
| Görüş | İzah |
|---|---|
| Fiilî kısas | Buzağıya tapanlar hakkında verilmiş gerçek bir idam hükmüdür; o şeriata özgüdür, sonraki ümmetler için hüküm doğurmaz |
| "Birbirinizi" anlamında | Enfüseküm Arapçada "kendi aranızdan olanları" anlamına da gelebilir; suçlular hakkında infaz emridir |
| Mecaz | Nefsi öldürmek, yani buzağıya meyleden benliği bitirmek kastedilmiştir |
Çoğunluk ilk iki görüş etrafındadır. Burada tercih belirtmiyorum; ancak şu kaydı düşmek gerekiyor: bu, belirli bir topluluğa, belirli bir olay üzerine verilmiş bir hükmün aktarımıdır — genel bir kural değildir ve bugün için hüküm üretmez.