قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَٰمُوسَىٰ · وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ
İki — kad edatı, mâzî fiilin başında gerçekleşmenin kesinliğini bildirir. Yani "verilecek" değil, "verildi". Talep henüz bitmişken cevap tamamlanmış olarak geliyor.
Üç — cevap, talepleri tek tek saymıyor. Dört ayrı istek vardı (göğüs, kolaylık, dil, yardımcı); cevap hepsini tek kelimeye topluyor: sü'leke — "istediğin".
سُؤْل — kök س-ء-ل: sormak, istemek. Sü'l, "istenen şey"dir — masdar değil, mefûl anlamında bir isim.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı yukarıdaki üçüdür: cevap, talebin muhasebesini yapmıyor. Ve Meryem 19/7-9'da Zekeriyyâ'nın duasına verilen cevap da aynı biçimdeydi: itiraz tartışılmadan, doğrudan gerçekleşme bildiriliyordu. Oraya dayanıyorum.
Cümle, şimdiki bağışı bir öncekine bağlıyor ve otuz sekizinci ayetten kırk birinci ayete kadar o öncekini anlatacak.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: görev verildiği anda, muhataba kendi hayatının başlangıcı hatırlatılıyor. Sıra kaydedilmeye değer: talep — kabul — geçmişin anlatılması.