ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّىٰ · كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَٰمَكُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ · مِنْهَا خَلَقْنَٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ
Ellezî ceale lekümü'l-arda mehden ve seleke leküm fîhâ sübülen ve enzele mine's-semâi mâen fe-ahracnâ bihî ezvâcen min nebâtin şettâ · Külû ver'av en'âmeküm, inne fî zâlike le-âyâtin li-üli'n-nühâ · Minhâ halaknâküm ve fîhâ nuîdüküm ve minhâ nuhricüküm târaten uhrâ
"O ki yeri sizin için bir beşik yaptı, orada size yollar açtı ve gökten su indirdi. Onunla türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık. · Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için işaretler vardır. · Sizi ondan yarattık, sizi ona döndüreceğiz ve sizi ondan bir kez daha çıkaracağız."
Dizim nüktesi kaydedilmelidir: elli üçüncü ayet, ellinci ayetteki cevabın devamıdır. Ellezî ism-i mevsûlü, rabbüne'llezî a'tâya bağlanıyor. Yani Fir'avn'ın ikinci sorusu (51) araya girmiş, cevap yine de sürüyor.
Ve iltifat kaydedilmelidir: ceale, seleke, enzele — üçüncü şahıs; sonra birden fe-ahracnâ — birinci çoğul. Konuşan taraf, cümlenin ortasında değişiyor.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dizinde bu kalıp birçok yerde işlendi (Fâtır (Melâike) 35/9, Yâsîn): anlatım, en somut fiilde konuşana geçiyor.
مَهْدًا — kök م-ه-د: düzleyip yaymak, yatak hazırlamak. Mehd — beşik. Kelimenin seçimi kaydedilmeye değer: beşik, yalnız düz bir zemin değil — içindeki için hazırlanmış, sallanan, korunaklı bir yer.
نُهَى — kök ن-ه-ي: engellemek, alıkoymak. Ulü'n-nühâ — "akıl sahipleri", ama kelimenin kendisi "engelleyiciler" demektir.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum ve dayanağı kökün anlamıdır: Arapçada akıl, kişiyi zararlı olandan alıkoyan şey olarak adlandırılıyor. Aynı mantık akl kökünde de vardır (devenin bağlanması). Yani akıl, bilgi biriktiren bir şey değil — sınır koyan bir şey olarak adlandırılıyor.
Kelime Kur'an'da iki kez geçer ve ikisi de bu sûrededir: 54 ve 128. Sûrenin bu iki ayeti aynı ifadeyle bitiyor: inne fî zâlike le-âyâtin li-üli'n-nühâ. Biri yaratılış delillerinden, öteki helâk edilmiş nesillerin kalıntılarından sonra. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
| Aşama | Harf | İfade |
|---|---|---|
| Yaratma | min (…dan) | Minhâ halaknâküm |
| Döndürme | fî (…in içine) | Ve fîhâ nuîdüküm |
| Çıkarma | min (…dan) | Ve minhâ nuhricüküm |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: cümle, toprağı üç kez anıyor ve ikisinde kaynak, birinde kap olarak kullanıyor. Ve târaten uhrâ (bir kez daha) ifadesi, dirilişi ilk yaratılışla aynı cinsten sayıyor.
Fâtır (Melâike) 35/9'da ve Kāf 50/11'de aynı delil işlendi (kezâlike'n-nüşûr / kezâlike'l-hurûc): görülen bir olaydan görülmeyen bir olaya geçiş. Oraya dayanıyorum.