قُلْ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ · فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ ءَاذَنتُكُمْ عَلَىٰ سَوَآءٍ وَإِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٌ مَّا تُوعَدُونَ
Kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhün vâhid, fe-hel entüm müslimûn · Fe-in tevellev fe-kul âzentüküm alâ sevâ', ve in edrî e-karîbun em baîdün mâ tûadûn
"De ki: 'Bana ancak, ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Şimdi siz teslim oluyor musunuz?' · Eğer yüz çevirirlerse de ki: 'Size eşit şekilde bildirdim. Size vaat edilen şey yakın mı uzak mı, bilmiyorum.'"
| Edat | Neyi sınırlıyor |
|---|---|
| innemâ yûhâ ileyye | Vahyin içeriğini: bana yalnız şu vahyediliyor |
| ennemâ ilâhüküm ilâhün vâhid | İlâhın sayısını: ilâhınız yalnızca tek bir ilâhtır |
فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ — ve soru, isim cümlesiyle kuruluyor — sekseninci ayetteki fe-hel entüm şâkirûn ile aynı kalıp. Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve klasik tefsirlerde bu soru biçiminin emir yerine geçtiği kaydedilir: "teslim olun" demek yerine "teslim oluyor musunuz?" Bunu nakledilen bir izah olarak aktarıyorum.
Âzentüküm — أ-ذ-ن kökü, IV. bâb: bildirmek, duyurmak. Üzün — kulak; kök, kulağa ulaştırmayı bildiriyor.
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Hepinize eşit bildirdim — kimse ayrıcalıklı değil, kimse habersiz kalmadı |
| 2 | Açıkça bildirdim — gizli bir taraf bırakmadan |
Kur'an'da benzer bir terkip Enfâl 8/58'de geçer: fenbiz ileyhim alâ sevâin — "onlara (anlaşmayı) eşitlik üzere at". Bu, doğrulanabilir bir lafız ortaklığıdır.
| Ayet | Cümle | Ne bilinmiyor |
|---|---|---|
| 109 | ve in edrî e-karîbun em baîdün mâ tûadûn | Vaadin ne zaman geleceği |
| 111 | ve in edrî leallehû fitnetün leküm | Gecikmenin ne anlama geldiği |
| Ayet | Cümle |
|---|---|
| 1 | İktarabe li'n-nâsi hisâbühüm — "hesapları yaklaştı" |
| 109 | ve in edrî e-karîbun em baîd — "yakın mı uzak mı bilmiyorum" |
Aynı kök (ق-ر-ب) iki ayette de var: birincisinde fiil olarak (iktarabe), ikincisinde sıfat olarak (karîb).
Sûre "yaklaştı" diye açılıyor ve elçinin ağzından "yakın mı uzak mı bilmiyorum" diye kapanıyor. İki cümle çelişmiyor: birincisi hesabın kaçınılmaz olduğunu, ikincisi takviminin verilmediğini söylüyor. Ve ikisi arasındaki fark, bilginin kimde olduğudur.
Ve bu, sûrenin otuz yedinci ayetiyle de bağlanıyor: se-ürîküm âyâtî fe-lâ testa'cilûn — "acele istemeyin." Sûre, acele isteyene önce "acele etme" diyor, sonunda elçinin kendisinin de vakti bilmediğini söylüyor.