إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ · وَإِنْ أَدْرِى لَعَلَّهُۥ فِتْنَةٌ لَّكُمْ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ
İnnehû ya'lemü'l-cehra mine'l-kavli ve ya'lemü mâ tektümûn · Ve in edrî leallehû fitnetün leküm ve metâun ilâ hîn
"O, sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediklerinizi de bilir. · Bilmiyorum: belki bu, sizin için bir sınama ve bir süreye kadar faydalanmadır."
Ve yüz onuncu ayet, sûrenin dördüncü ayetiyle aynı şeyi söylüyor. Karşılaştırma tamamen lafız verisidir.
| 21/4 | 21/110 | |
|---|---|---|
| Cümle | rabbî ya'lemü'l-kavle fi's-semâi ve'l-ard | innehû ya'lemü'l-cehra mine'l-kavli ve ya'lemü mâ tektümûn |
| Ekseni | Mekân — gökte ve yerde | Açıklık/gizlilik — söylenen ve saklanan |
| Bağlamı | ve eserru'n-necvâ (3) — gizli fısıltı | fe-in tevellev (109) — yüz çevirme |
İki ayet de aynı fiili (ya'lemü) ve aynı nesneyi (el-kavl) kullanıyor. Biri kapsamı mekânla, öteki açıklık derecesiyle veriyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin ortak kelimeleridir: sûre, üçüncü ayette gizlenen fısıltıyla açtığı meseleyi yüz onuncu ayette kapatıyor. Ve iki ayet, sûrenin iki ucundadır.
ٱلْجَهْر — kök ج-ه-ر: açığa çıkmak, sesi yükseltmek. Cehrî — sesli. Ve ketm (ك-ت-م) onun karşıtıdır: saklamak, içinde tutmak.
Ve mine'l-kavl kaydı bir gramer nüktesi taşıyor: el-cehr mutlak bırakılmamış, kavl ile kayıtlanmış. Yani konu, sesin yüksekliği değil, sözün açığa vurulanı.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin ortak kelimesidir: sûre, sınamanın kapsamına gecikmeyi de katıyor. Yani vaadin gelmemesi, vaadin yokluğu değil — sınamanın bir parçası olarak adlandırılıyor.
| Görüş | Hû ne |
|---|---|
| 1 | Gecikmenin kendisi — azabın ertelenmesi |
| 2 | Kendilerine verilen mühlet ve nimetler |
| 3 | Bir önceki ayette söylenenler |
وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ — metâ' — م-ت-ع kökü: geçici olarak faydalanılan şey. İlâ hîn — belirsiz bir süreye kadar.
Ve bu terkip Sâffât 37/148'de dizinin kapanışında geçiyordu: fe-metta'nâhüm ilâ hîn. Aynı iki kelime, iki sûrenin son bölümlerinde. Bunu bir lafız kaydı olarak veriyorum.
Ve kelimenin buradaki işi kaydedilmelidir: metâ' bir nimeti bildiriyor, ama ilâ hîn ona bir son koyuyor. Yani cümle, verilen şeyi verirken sınırını da söylüyor.