مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ · لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ
Mâ ye'tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illâ'stemeûhu ve hüm yel'abûn · Lâhiyeten kulûbühüm ve eserru'n-necve'llezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislüküm e-fe-te'tûne's-sihra ve entüm tubsırûn
"Rablerinden kendilerine yeni bir zikir gelmeye görsün, onu ancak oynayarak dinlerler · Kalpleri oyalanmış hâlde. Zulmedenler o fısıltıyı gizlice yaydılar: 'Bu, sizin gibi bir insandan başkası mı? Göz göre göre büyüye mi gidiyorsunuz?'"
"Kök ح-د-ث: sonradan olmak, meydana gelmek. Hadîs — yeni olan, olay, söz. مُحْدَث — ism-i mef'ûl: sonradan var edilmiş, yeni indirilmiş. […] Kelime zikrin sıfatıdır ve nüzul anına bakar: her yeni inen bölüm."
Ve orada bir sınır çizilmişti; burada tekrarlıyorum çünkü zorunludur: kelimenin kelâm tarihindeki tartışmayla ilişkilendirildiği bilinir. Bu tefsirde o tartışmaya girilmiyor; ayetin siyakı nüzulün yeniliğidir.
| Şuarâ 26/5 | Enbiyâ 21/2 | |
|---|---|---|
| Ortak kalıp | mâ ye'tîhim min zikrin … muhdesin illâ | mâ ye'tîhim min zikrin … muhdesin illâ |
| Kimden | mine'r-Rahmân | min rabbihim |
| Tepki | kânû anhu mu'ridîn — yüz çevirdiler | istemeûhu ve hüm yel'abûn — dinlediler, oynayarak |
Şuarâ'da yüz çevriliyor: metin duyulmuyor. Enbiyâ'da dinleniyor — ama oynanarak. İkincisi birincisinden daha incedir, çünkü dinleme fiili gerçekleşmiştir.
İstemeû — VIII. bâb. Ve bâbın yükü burada işler: semia işitmektir, isteme'a kulak vermektir — kasıtlı, çaba içeren dinleme. Yani ayet, dikkatsiz bir işitmeyi değil, dikkatli bir dinlemeyi anlatıyor.
Kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı bâbdır: ayette tarif edilen kişi metni kaçırmıyor. Dinliyor — ve dinlerken oynuyor.
ل-ع-ب kökü: amaçsız, sonucu olmayan iş; oyun. Kelime bu sûrenin anahtar kelimelerinden biridir ve on altıncı ayette yaratmanın kendisi için olumsuzlanacak: ve mâ halakne's-semâe ve'l-arda ve mâ beynehümâ lâibîn.
ل-ه-و kökü: insanı asıl işinden alıkoyan, oyalayan şey. Kök Lokmân 31/6'da (lehve'l-hadîs), Cum'a 62/11'de ve Hadîd 57/20'de işlendi. Tekrarlamıyorum.
| Kelime | Nerede | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| yel'abûn | Dışta — fiil cümlesi, uzuvların hâli | Dinlerken oynuyorlar |
| lâhiyeten kulûbühüm | İçte — kalp açıkça anılıyor | Kalp başka yerde |
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: ayet önce davranışı, sonra kalbi söylüyor. Ve lâhiyeten mansûbdur — hâldir: yani ikinci cümle birincinin sebebi değil, onunla aynı andaki hâlidir.
Ve terkip dikkat çekicidir: "gizliyi gizlediler". Necvâ zaten gizli konuşmadır; eserrû onu bir kez daha gizlemektir.
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Pekiştirme: fısıltıyı iyice gizlediler |
| 2 | Eserre burada zıt anlamlıdır (ezdâd): "açığa vurdular, yaydılar" |
İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. Arapçada bazı fiillerin zıt iki anlamı taşıdığı (ezdâd) dilcilerce kaydedilir; eserre bunlar arasında sayılmıştır.
وَٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ — fâil, fiilden sonra geliyor. Nahivcilerin izahı: cümle önce eylemi veriyor, sonra failini adlandırıyor. Ve adlandırma bir isim değil, bir vasıftır: ellezîne zalemû — "zulmedenler". STYLE gereği kaydediyorum: burada bir topluluk değil, bir vasıf anılıyor.
هَلْ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ — ve fısıltının içeriği, sûrenin yedinci ayetinde cevaplanacak olan itirazdır.