قَالَ رَبِّى يَعْلَمُ ٱلْقَوْلَ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı iki ayetin kelimeleridir: itiraz gizli söylenmişti (eserrû'n-necvâ); cevap gizliliği hedef alıyor, itirazın muhtevasını değil. Rabbî ya'lemü'l-kavl — "Rabbim sözü bilir."
Ve kapsam iki kelimeyle veriliyor: fi's-semâi ve'l-ard. Fısıltı yerde söylenmiştir; ayet göğü de sayıyor. Yani ölçek, fısıltının ölçeğinden büyük tutulmuş.
Kıraat farkı nakledilir: kāle (mâzî, "dedi") ve kul (emir, "de ki"). Anlam yönü değişir — birincisinde Peygamber'in verdiği cevap aktarılır, ikincisinde ona cevap verilmesi emredilir. İki okuma da nakledilir; imam adı vermiyorum ve tercih dayatmıyorum. Aynı ihtilaf sûrenin son ayetinde (112) bir kez daha görülecek.
ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ — iki sıfat: duyma ve bilme. Ve sıra kaydedilmeye değer: önce duyma. Ayetin konusu söylenen sözdür; söz önce duyulur.