قُلْ مَن يَكْلَؤُكُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ مِنَ ٱلرَّحْمَٰنِ بَلْ هُمْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِم مُّعْرِضُونَ · أَمْ لَهُمْ ءَالِهَةٌ تَمْنَعُهُم مِّن دُونِنَا لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنفُسِهِمْ وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ · بَلْ مَتَّعْنَا هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِى ٱلْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَآ أَفَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
Kul men yekleüküm bi'l-leyli ve'n-nehâri mine'r-rahmân, bel hüm an zikri rabbihim mu'ridûn · Em lehüm âlihetün temneuhüm min dûninâ, lâ yestatîûne nasra enfüsihim ve lâ hüm minnâ yushabûn · Bel metta'nâ hâülâi ve âbâehüm hattâ tâle aleyhimü'l-umur, e-fe-lâ yeravne ennâ ne'ti'l-arda nenkusuhâ min etrâfihâ, e-fe-hümü'l-ğâlibûn
"De ki: 'Gece gündüz sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?' Hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar. · Yoksa onları bize karşı koruyacak ilâhları mı var? Onlar kendilerine bile yardım edemezler, bizden de himaye görmezler. · Doğrusu biz bunları da atalarını da uzun süre yaşattık, ömürleri uzadı. Şimdi görmüyorlar mı ki biz yeryüzüne gelip onu uçlarından eksiltiyoruz? Üstün gelecek olan onlar mı?"
Dilcilerin verdiği anlam: kelâe, bir şeyi gözetip korumaktır — gece nöbet tutarak korumak. Kâli' — bekçi; kilâet — muhafaza. Ve kelimenin resminde uykusuzluk vardır: gözünü ayırmadan bekleme.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: soru, bir güç yarışı sorusu değil, bir nöbet sorusudur. "Kim sizin başınızda bekleyebilir?"
مِنَ ٱلرَّحْمَٰن — ve isim seçimi yine kaydedilmelidir. Korunulacak taraf el-Cebbâr ya da el-Müntekım değil, er-Rahmân diye anılıyor. Şuarâ 26/5'te bu teknik kaydedildi; sûrede üçüncü kez uygulanıyor (26, 36, 42).
وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ — yushabûn — ص-ح-ب kökü, mechûl: "arkadaş edinilmezler / himaye görmezler". Anlamı üzerinde ihtilaf vardır:
| Okuma | Anlam |
|---|---|
| 1 | Bizden yana bir himaye/eşlik görmezler |
| 2 | Sohbet burada koruma anlamındadır: korunmazlar |
| 3 | Fiil, "bizden yardım gören biri onlara eşlik etmez" anlamındadır |
| Görüş | İzah |
|---|---|
| 1 | Toprak eksilmesi — helâklerle, yıkımlarla yerin bir kısmının gitmesi |
| 2 | İnsan eksilmesi — halkın azalması, nüfusun kırılması |
| 3 | İlim ve ehlinin eksilmesi — bilenlerin ölmesiyle yerin "uçlarının" gitmesi |
| 4 | Alanın daralması — inkâr edenlerin elindeki toprağın çevreden itibaren küçülmesi |
Ve bir dizim kaydı düşüyorum: cümlenin devamı e-fe-hümü'l-ğâlibûn — "üstün gelecek olan onlar mı?" Yani cümle, bir üstünlük tartışmasının içindedir. Bu, dördüncü izaha bir kolaylık sağlar; eleyici değildir.
حَتَّىٰ طَالَ عَلَيْهِمُ ٱلْعُمُرُ — "ömür onlara uzadı". Ve dizim nüktesi: özne umurdur, insanlar değil. Uzayan şey ömürdür; onlar edilgen konumda. Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum: uzun ömür, bir kazanç gibi değil, üzerine yığılan bir şey gibi anlatılıyor.