وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا ٱلْكِفْلِ كُلٌّ مِّنَ ٱلصَّٰبِرِينَ · وَأَدْخَلْنَٰهُمْ فِى رَحْمَتِنَآ إِنَّهُم مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Ve İsmâîle ve İdrîse ve Ze'l-Kifl, küllün mine's-sâbirîn · Ve edhalnâhüm fî rahmetinâ innehüm mine's-sâlihîn
"İsmâil'i, İdrîs'i ve Zülkifl'i de an: hepsi sabredenlerdendi. · Onları rahmetimizin içine aldık. Onlar iyilerdendi."
Ve bu, dizinin en dikkat çekici yeridir: üç isim anılıyor ve hiçbiri hakkında bir olay anlatılmıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bölümün kendisidir: dizi burada en yalın hâline iniyor. Ne bir sesleniş, ne bir sahne, ne bir kurtuluş anlatısı — yalnız bir aidiyet cümlesi.
Ve küllün mine's-sâbirîn kalıbı, sûrenin başka yerlerinde de görülen bir kalıptır: innehû mine's-sâlihîn (75), innehüm mine's-sâlihîn (86). Dizi, kişileri gruplara katarak anıyor.
Kur'an bu isimden iki yerde söz eder: burada ve Sâd 38/48'de (ve'zkür İsmâîle ve'l-Yesea ve Ze'l-Kifl). Her ikisinde de bir liste içinde geçer ve hiçbir olay anlatılmaz.
| Kök anlamı | Ze'l-Kifl ne demek olur |
|---|---|
| Kifl — pay, nasip | "Pay sahibi" — kendisine bir nasip verilmiş olan |
| Kefâlet — üstlenme, kefil olma | "Üstlenen" — bir işi taahhüt eden |
İhtilafı aktarıyorum, tercih dayatmıyorum. Ve Kur'an'ın vermediği hiçbir ayrıntıya — isim, yer, olay — girmiyorum. Bu tefsirde İdrîs hakkında da aynı sınır geçerlidir: Kur'an onun hakkında bu sûrede bir olay anlatmıyor.
وَأَدْخَلْنَٰهُمْ فِى رَحْمَتِنَا — ve yetmiş beşinci ayetteki cümle birebir tekrarlanıyor. Orada tekil (edhalnâhu), burada çoğul (edhalnâhüm). Sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.