إِنَّ ٱللَّهَ يُدْخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ · وَهُدُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَهُدُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْحَمِيدِ
İnna'llâhe yüdhilü'llezîne âmenû ve amilü's-sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihe'l-enhâr · Yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lü'lüâ · Ve libâsühüm fîhâ harîr · Ve hüdû ile't-tayyibi mine'l-kavl · Ve hüdû ilâ sırâti'l-hamîd
"Allah, iman edip iyi işler yapanları altlarından ırmaklar akan bahçelere koyar. Orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipektir. Sözün güzeline iletilmişlerdir; övgüye lâyık olanın yoluna iletilmişlerdir."
| Konu | 19-22 | 23-24 |
|---|---|---|
| Giyim | Siyâbün min nâr — ateşten elbise | Libâsühüm fîhâ harîr — ipek |
| Üzerlerine gelen | Yusabbü … el-hamîm — kaynar su dökülür | Yuhallevne … esâvira min zeheb — bilezik takılır |
| Elde olan | Makāmiu min hadîd — demirden topuz | Esâvira min zeheb — altından bilezik |
| Yön | Küllemâ erâdû en yahrucû … uîdû — geri döndürülme | Ve hüdû … ve hüdû — iletilme |
Karşılığın en açık olduğu yer, iki madendir: hadîd ve zeheb. İkisi de metal, ikisi de elde. Biri vurmak için, öteki takılmak için.
Bunu bir dizim gözlemi olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimelerin cinsidir: karşıtlık soyut kavramlarla değil, aynı cinsten nesnelerle kuruluyor. Elbise-elbise, maden-maden, üstten gelen-üstten gelen.
Sayılanların hepsi maddîdir: bilezik, inci, ipek. Sonra birden başka cinsten bir şey geliyor: et-tayyibü mine'l-kavl — "sözün güzeli".
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı listenin kırılmasıdır: nesneler sayıldıktan sonra ayet nesne saymayı bırakıyor. Son iki madde nesne değil, yönelim.
Ve fiilin edilgen olması kaydedilmelidir: hüdû — "iletildiler". Bulmadılar; iletildiler. Bu, Ankebût 29/69'da işlenen sıralamayla uyumludur: önce çaba, sonra yol gösterme. Oraya dayanıyorum.
صِرَٰطِ ٱلْحَمِيدِ — "hamîdin yolu". Terkip dikkat çekicidir: yol bir sıfata izafe edilmiş. Sırâtı'l-müstakīm (dosdoğru yol) yaygın terkiptir; burada yol, gidilen makamın sıfatıyla anılıyor.
Ve hamîd sıfatı bu sûrede iki kez geçiyor: burada (24) ve altmış dördüncü ayette (ve inna'llâhe le-hüve'l-ğaniyyü'l-hamîd). Kök ح-م-د — övgü. İki geçişin konusu farklıdır: biri varılan yolun ucu, öteki hiçbir şeye muhtaç olmayış.