فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ
ع-ل-و kökü kırk altıncı ayette işlendi ve orada üç geçişi tablolandı (46, 91, 116). Bu üçüncüsüdür ve sonuncusudur.
| Ayet | Kelime | Kim |
|---|---|---|
| 46 | Kavmen âlîn | Firavun'un topluluğu — insanlar |
| 91 | Le-alâ ba'duhüm alâ ba'd | Farazî ilâhlar |
| 116 | Fe-teâlâllâh | Allah |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu edattır: yüz on beşinci ayet yaratılışın boş olup olmadığını sormuştu. Yüz on altıncı ayet cevabı bir isimle veriyor: el-Melikü'l-Hakk — "gerçek hükümdar."
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: sıfat, hükümdarlığın var olduğunu değil, gerçek olduğunu bildiriyor. Ve sûre boyunca birkaç kez sahte hükümranlık iddiası anıldı — Firavun'un topluluğu (46), farazî ilâhlar (91), insanlara kulluk ettirenler (47).
Ve el-Hakk kelimesi sûrede birkaç kez geçti: 41 (bi'l-hakk), 62 (bi'l-hakk), 70 (bi'l-hakk ve li'l-hakk), 71 (el-hakk), 90 (bi'l-hakk), 116 (el-Hakk). Ve yüz on altıncı ayette kelime ilk kez bir isim sıfatı olarak geliyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir dağılımdır.
ك-ر-م kökü: değerli olmak, cömert olmak. Kök Alak 96/3'te (ve rabbüke'l-ekrem) ve Duhân 44/49'da işlendi.
Ve iki sıfatın farkı kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: azîm ölçüye bakar — büyüklük. Kerîm değere bakar — şeref.
Ve iki ayetin bağlamları bu farka uyuyor: seksen altıncı ayet bir soru cümlesiydi (kim bunların Rabbidir) — orada büyüklük anılıyor. Yüz on altıncı ayet bir sonuç cümlesidir — orada değer anılıyor.