Tafsir LabUsulGitHubEnglish

Mü'minûn 116. ayet

Kur'an · 23. sûre: Mü'minûn · 116. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

23/116

فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

Fe-teâlallâhu'l-melikü'l-hakk, lâ ilâhe illâ hû, rabbü'l-arşi'l-kerîm

"Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, şerefli arşın Rabbidir."

فَتَعَٰلَى — kökün son geçişi

ع-ل-و kökü kırk altıncı ayette işlendi ve orada üç geçişi tablolandı (46, 91, 116). Bu üçüncüsüdür ve sonuncusudur.

AyetKelimeKim
46Kavmen âlînFiravun'un topluluğu — insanlar
91Le-alâ ba'duhüm alâ ba'dFarazî ilâhlar
116Fe-teâlâllâhAllah

Ve dizim kaydedilmelidir: cümle fe ile başlıyor — yani bir önceki ayetten çıkan sonuç olarak.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu edattır: yüz on beşinci ayet yaratılışın boş olup olmadığını sormuştu. Yüz on altıncı ayet cevabı bir isimle veriyor: el-Melikü'l-Hakk"gerçek hükümdar."

ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقّ

م-ل-ك kökü seksen sekizinci ayette (melekût) işlendi.

ح-ق-ق kökü: bir şeyin sabit ve yerinde olması. Hakk — sabit olan, gerçek olan; ve hak, alacak.

Ve terkip kaydedilmelidir: el-Melikü'l-Hakk — sıfat, "gerçek hükümdar".

Bunu bir gözlem olarak veriyorum: sıfat, hükümdarlığın var olduğunu değil, gerçek olduğunu bildiriyor. Ve sûre boyunca birkaç kez sahte hükümranlık iddiası anıldı — Firavun'un topluluğu (46), farazî ilâhlar (91), insanlara kulluk ettirenler (47).

Ve el-Hakk kelimesi sûrede birkaç kez geçti: 41 (bi'l-hakk), 62 (bi'l-hakk), 70 (bi'l-hakk ve li'l-hakk), 71 (el-hakk), 90 (bi'l-hakk), 116 (el-Hakk). Ve yüz on altıncı ayette kelime ilk kez bir isim sıfatı olarak geliyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir dağılımdır.

رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيم — seksen altıncı ayete dönüş

ع-ر-ش kökü: yükseltmek, bir şeyi çatıyla örtmek. Arş — taht, yüksek çardak; arîş — asma çardağı.

Ve terkip seksen altıncı ayette başka bir sıfatla geçmişti:

AyetTerkipSıfat
86Ve rabbü'l-arşi'l-azîmAzîm — büyük
116Rabbü'l-arşi'l-kerîmKerîm — şerefli, değerli

İki sıfat, aynı terkipte, otuz ayet arayla. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.

ك-ر-م kökü: değerli olmak, cömert olmak. Kök Alak 96/3'te (ve rabbüke'l-ekrem) ve Duhân 44/49'da işlendi.

Ve iki sıfatın farkı kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum: azîm ölçüye bakar — büyüklük. Kerîm değere bakar — şeref.

Ve iki ayetin bağlamları bu farka uyuyor: seksen altıncı ayet bir soru cümlesiydi (kim bunların Rabbidir) — orada büyüklük anılıyor. Yüz on altıncı ayet bir sonuç cümlesidir — orada değer anılıyor.

Bu bir okumadır ve bağlayıcı değildir.


Bu bölümde çözümlenen kökler

ك-ر-مح-ق-قع-ر-ش

Mü'minûn sûresinin tamamı