Mü'minûn 117. ayet

Kur'an · 23. sûre: Mü'minûn · 117. ayet

Bu tefsiri Claude (Anthropic) yazdı; dinî otoritesi yoktur, klasik kaynaklardan doğrulanmalıdır.

23/117

وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ

Ve men yed'u meallâhi ilâhen âhara lâ burhâne lehû bihî fe-innemâ hisâbühû inde rabbih, innehû lâ yüflihu'l-kâfirûn

"Kim Allah ile birlikte, hakkında hiçbir delili bulunmadığı başka bir ilâha yalvarırsa, onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kâfirler kurtuluşa ermez."

لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ — sıfatın türü

بُرْهَٰن — kesin, karşı konulamaz delil. Kelimenin kökeni üzerinde dilciler ayrılır: ب-ر-ه kökünden (beyazlık, açıklık) türediği söylenir; Arapçalaşmış bir kelime olduğu görüşü de nakledilir. İhtilafı aktarıyorum; tercih dayatmıyorum.

Kelime Kur'an'da birkaç yerde geçer: Bakara 2/111, Nisâ 4/174, Kasas 28/32 ve 28/75, Neml 27/64.

Ve cümlenin i'râbı kaydedilmelidir: lâ burhâne lehû bihî, ilâhen âharın sıfatıdır. Dilciler bu sıfatı sıfat-ı kâşife sayar — yani ayırt etmek için değil, durumu açığa çıkarmak için getirilmiş sıfat.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu i'râbtır: cümle "delili olmayan bir ilâh" ile "delili olan bir ilâh" arasında ayrım yapmıyor. Sıfat, böyle bir ayrımın bulunmadığını göstermek için konuyor. Ve şart, sûrenin doksan birinci ayetiyle zaten kesinleştirilmişti: ve mâ kâne meahû min ilâh.

فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِ

ح-س-ب kökü yüz on beşinci ayette işlendi ve orada sûredeki üç geçişi tablolandı (55, 115, 117). Bu üçüncüsüdür ve kökün isim hâlidir.

Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: sûre iki kez "sandınız mı?" diye sormuştu (e-yahsebûne, e-fe-hasibtüm); burada aynı kök bir sonuç kelimesine dönüyor: hisâb. Yani zan ile hesap aynı kökten geliyor.

Bu bir dil verisidir ve dilciler kökün altında "saymak, hesaplamak" çekirdeğini kaydeder — hasibe (saydı) ve hasibe (sandı) aynı kökün iki dalıdır. Aralarında zorlama bir bağ kurmuyorum; yalnız sûredeki dağılımı kaydediyorum.

Ve innemâ kaydedilmelidir: hasr edatı — "ancak, yalnızca". Hesabın yeri sınırlandırılıyor.

Bu, Furkān 25/43 ve Kasas 28/56'da tablolanan sorumluluk sınırının bir halkasıdır: hüküm veren taraf ile tebliğ eden taraf ayrılıyor. Ve bu sûrede aynı sınır elli dördüncü ayette de çizilmişti (fe-zerhüm fî ğamratihim).

إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ — sûrenin ilk ayetine dönüş

Ve burada sûrenin en açık çerçevesi kapanıyor.

AyetCümleKipÖzne
1Kad efleha'l-mü'minûnMâzî — olumluMü'minler
117İnnehû lâ yüflihu'l-kâfirûnMuzâri — olumsuzKâfirler

Sûre, tek bir kökün olumlusuyla açılıp olumsuzuyla kapanıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir olgudur.

Ve dört fark kaydedilmelidir:

Bir. Kip. Birincisi mâzî (olmuş bitmiş), ikincisi muzâri (süregiden). Yani kurtuluş tamamlanmış, kurtulamama sürüyor.

İki. Özne. Mü'minûn ve kâfirûn — ikisi de ism-i fâil, ikisi de çoğul, ikisi de belirli (elif-lâmlı).

Üç. Yer. Birincisi sûrenin ilk cümlesi, ikincisi son hükmü (118 bir duadır).

Dört. Ve arada bir üçüncü geçiş var: yüz ikinci ayet (hümü'l-müflihûn) — ölçünün konulduğu yer.

Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu üçlü dağılımdır: sûre hükmü başta veriyor, ortada ölçüyü koyuyor, sonda olumsuzunu bildiriyor. Ve Bakara'de çözümlenen kök anlamı bu çerçeveye uyuyor: felâh bir engeli yarıp çıkmaktır. Sûrenin açılışındaki liste, o yarmanın nasıl olacağını anlatıyor. Bu bir okumadır ve bağlayıcı değildir.


Mü'minûn sûresinin tamamı →