ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ · فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Sümme enşe'nâ min ba'dihim karnen âharîn · Fe-erselnâ fîhim rasûlen minhüm eni'budullâhe mâ leküm min ilâhin ğayruh, e-fe-lâ tettekūn
"Sonra onların ardından başka bir kuşak var ettik. İçlerinden onlara bir elçi gönderdik: 'Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilâhınız yok. Sakınmaz mısınız?'"
Kökün somut anlamı: iki şeyi bir araya getirmek, birleştirmek. Karane — birleştirdi; karîn — yoldaş, eş; kurûn — boynuzlar (başta yan yana duran ikisi).
| Anlam | İzah |
|---|---|
| 1 | Aynı zamanda yaşayan topluluk — bir arada bulunmalarından |
| 2 | Bir zaman dilimi — nakledilen süreler farklıdır (kırk, altmış, yüz yıl) |
Süre hakkındaki rakamları, kaynaklarından emin olmadığım için tekrarlamıyorum. Buradaki kullanım birinci anlamdadır — nitekim âharîn (çoğul sıfat) topluluk için geliyor.
Dizim ayrıntısı kaydedilmelidir: karnen tekil, sıfatı âharîn çoğuldur. Dilciler bunu kaydeder ve karnın mânen çoğul (topluluk) oluşuyla açıklar.
Ve bu, kaydedilmesi gereken bir olgudur: sûre bu kavmin adını söylemiyor. Nûh adıyla anılmıştı; bundan sonrası adsız gidecek.
| Görüş | Dayanak |
|---|---|
| 1 | Âd — Nûh'tan hemen sonra geldikleri nakledilir |
| 2 | Semûd — kırk birinci ayetteki sayha (çığlık) cezası Semûd için de anılır |
| 3 | Belirsiz bırakılmıştır — ad verilmemesi kasıtlıdır |
İhtilafı aktarıyorum; tercih dayatmıyorum. Ve üçüncü görüşün metne dayanan bir gerekçesi vardır ve bunu kaydediyorum: kırk ikinci ayet kurûnen âharîn (çoğul) diyerek diziyi belirsiz sayıda kavimle sürdürüyor. Yani sûre, tek tek kavimleri değil, tekrarlanan bir kalıbı anlatıyor.
On dokuzuncu ayette tablolandı. Buraya ait olan, otuz birinci ve kırk ikinci ayet arasındaki tek kelimelik farktır:
| Ayet | Cümle | Fark |
|---|---|---|
| 31 | Sümme enşe'nâ min ba'dihim karnen âharîn | Tekil — bir kuşak |
| 42 | Sümme enşe'nâ min ba'dihim kurûnen âharîn | Çoğul — kuşaklar |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: dizi önce bir kavimle ayrıntılanıyor (31-41), sonra çoğullanarak kısaltılıyor (42-44). Yani anlatım, örnekten kaideye geçiyor.
Kayıt kaydedilmelidir: minhüm — "kendilerinden". Elçi dışarıdan gelmiyor. Ve bu, yirmi dördüncü ayetteki itirazın (beşerun mislüküm) tam da dayandığı noktadır.
Yani metin, itirazın konusu olan hususu bir kayıt olarak kendisi koyuyor. Bunu bir gözlem olarak veriyorum. Aynı çizgi Ahkāf 46/9'da (mâ küntü bid'an mine'r-rusül) işlenmişti.
Ve davet cümlesi yirmi üçüncü ayetle birebir aynıdır — tek fark, Nûh'un yâ kavmi nidasının burada bulunmamasıdır.