حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ · لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ
Hattâ izâ ahaznâ mütrafîhim bi'l-azâbi izâ hüm yec'erûn · Lâ tec'erû'l-yevme inneküm minnâ lâ tunsarûn
"Nihayet refah içindekilerini azapla yakaladığımızda, birden feryada başlarlar. 'Bugün feryat etmeyin! Bize karşı size yardım edilmeyecek.'"
| Ayet | Cümle | Neyin başlangıcı |
|---|---|---|
| 64 | Hattâ izâ ahaznâ mütrafîhim bi'l-azâb | Dünyadaki yakalanış |
| 77 | Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîd | Umudun kesilmesi |
| 99 | Hattâ izâ câe ehadehümü'l-mevt | Ölüm ânı |
Üç geçiş de metinden doğrulanabilir. Ve bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: kalıp her seferinde, sürüp giden bir hâlin kesildiği anı gösteriyor. Hattâ, bir gidişin sınırını çizen edattır.
ت-ر-ف kökü otuz üçüncü ayette işlendi. Ve orada tablolanan halka burada tamamlanıyor: 33'te etrafnâhüm (verdik), 64'te mütrafîhim (refah içindekiler) — aynı kök, biri verilişte biri alınışta.
Ve dizim kaydedilmelidir: azapla yakalanan bütün kavim değil, mütrafîhim — içlerindeki refah sahipleridir.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum, dayanağı kelimenin izafetli oluşudur: mütrafîhim — "onların refah içindekileri". Yani ayet bir grubun içinden bir kesimi ayırıyor. Aynı ayrım yirmi dördüncü, otuz üçüncü ve kırk altıncı ayetlerde el-mele' için de yapılmıştı.
Kökün somut anlamı dilcilerce şöyle verilir: sığırın böğürmesi; ve genel olarak yüksek sesle, yardım isteyerek bağırmak. Cü'âr — böğürme.
Kök dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Kelime Kur'an'da bir kez daha, Nahl 16/53'te geçer (sümme izâ messekümü'd-durru fe-ileyhi tec'erûn).
Ve fiilin seçimi kaydedilmeye değer ve bunu kendi okumam olarak veriyorum, dayanağı kökün hayvan sesine dayanmasıdır: ayet yed'ûn (dua ederler) ya da yasrahûn (bağırırlar) demiyor. Seçilen kelime, sözü olmayan bir ses için kullanılan kelimedir.
Ve altmış beşinci ayet bu sesi yasaklıyor: lâ tec'erû'l-yevm. Yasağın biçimi Furkān 25/14'te işlenen kalıba benzer — orada da feryat (sübûr) yasaklanmamış, çoğaltılması söylenmişti. Buradaki fark kaydedilmelidir: Furkān feryadı çoğaltıyor, Mü'minûn onu kesiyor ve gerekçe veriyor: inneküm minnâ lâ tunsarûn.
Ve gerekçenin dizimi kaydedilmelidir: minnâ öne alınmış — "bizden (bize karşı) — size yardım edilmez". Yani yardımın imkânsızlığı, yardım edecek tarafın yokluğuyla değil, karşı tarafın kim olduğuyla açıklanıyor.