وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ · وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
Ve lev rahımnâhüm ve keşefnâ mâ bihim min durrin le-leccû fî tuğyânihim ya'mehûn · Ve lekad ehaznâhüm bi'l-azâbi fe-me'stekânû li-rabbihim ve mâ yetedarraûn
"Onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı kaldırsak, azgınlıkları içinde bocalayarak inatlarını sürdürürlerdi. Andolsun, onları azapla yakaladık; ama Rablerine boyun eğmediler ve yalvarmıyorlar."
Dizim kaydedilmelidir ve bu, iki ayetin en dikkat çekici yeridir: yetmiş beşinci ayet rahmet durumunu, yetmiş altıncı ayet azap durumunu deniyor. İki durumda da sonuç aynı.
| Ayet | Denenen | Sonuç |
|---|---|---|
| 75 | Rahımnâhüm ve keşefnâ mâ bihim min durr — sıkıntı kaldırılsa | Le-leccû fî tuğyânihim — inat sürerdi |
| 76 | Ehaznâhüm bi'l-azâb — azapla yakalandılar | Fe-me'stekânû … ve mâ yetedarraûn — boyun eğmediler |
Ve fark kaydedilmelidir: yetmiş beşinci ayet farazîdir (lev — olmamış şart); yetmiş altıncı ayet olmuş bir şeyi bildiriyor (ve lekad).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu iki kipin yan yana gelmesidir: biri denenmemiş bir ihtimali, öteki denenmiş bir gerçeği anlatıyor. Ve ikisi aynı sonuca çıkıyor. Yani ayet, tavrın dış şartlara bağlı olmadığını gösteriyor.
Kökün somut anlamı: bir işte direnip sürdürmek; ve sesin karışması, uğultu. Lecce — inat etti; lücce — denizin derin ortası (dalgaların birbirine karıştığı yer; Neml 27/44'te lücceten); lecâc — inatçılık.
Kökün iki dalı arasındaki bağ kaydedilmeye değer ve bunu bir dil gözlemi olarak veriyorum: hem denizin ortası hem inat aynı kökten geliyor. Dilciler bağı karışma ve içine gömülme üzerinden kurar. Kelime, kişinin bulunduğu hâlin içine iyice gömülmesini anlatıyor.
ط-غ-ي / ط-غ-و kökü: haddi aşmak, taşmak. Tuğyân — suyun taşması (Hâkka 69/11 — lemmâ tağa'l-mâ'; Hâkka'de işlendi). Kök Nâziât 79/17 ve 79/37'de, Alak 96/6'da işlendi.
ع-م-ه kökü: şaşkınlık içinde bocalamak, ne yapacağını bilememek. Dilciler amâ (gözün körlüğü) ile ameh (basiretin şaşkınlığı) arasında bir ayrım kaydeder.
Ve terkip Kur'an'da düzenli olarak birlikte geçer: Bakara 2/15 (ve yemüddühüm fî tuğyânihim ya'mehûn), En'âm 6/110, A'râf 7/186, Yûnus 10/11.
Ve Bakara 2/15 ile bu ayet arasındaki bağ kaydedilmeye değer: orada fiil yemüddühüm (uzatırız), burada le-leccû (inat ederlerdi). Bakara'de o ayet işlendi.
| Görüş | Kök | İzah |
|---|---|---|
| 1 | س-ك-ن | İstekâne — X. bâb: durgunlaşmak, boyun eğmek. Elif, uzatma için |
| 2 | ك-ي-ن / ك-و-ن | Kâneden — alçalmak, küçülmek; el-kevn (alçak konum) |
Ve س-ك-ن kökü bu sûrenin on sekizinci ayetinde geçmişti (fe-eskennâhü fi'l-ard). Birinci görüş doğruysa, aynı kök sûrede iki kez, biri su biri insan için kullanılmış olur. Bunu bir kayıt olarak veriyorum; kök ihtilafı çözülmediği için buradan bir sonuç çıkarmıyorum.
ض-ر-ع kökü: alçalmak, zayıf ve boyun eğmiş olmak. Dar' — memenin sarkması; tedarru' — V. bâb: kendini alçaltarak yalvarmak.
| Fiil | Kip | Ne bildiriyor |
|---|---|---|
| Me'stekânû | Mâzî olumsuz | O anda boyun eğmediler — bitmiş bir olgu |
| Ve mâ yetedarraûn | Muzâri olumsuz | Hâlâ yalvarmıyorlar — süregiden |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu kip farkıdır: ayet önce o anki tepkiyi, sonra süregiden hâli bildiriyor. Yani azap geçmiş, ama tavır durmamış.
Ve aynı hat En'âm 6/43'te işlenir (fe-levlâ iz câehüm be'sünâ tedarraû). Bu tefsirde Mülk 67/21'de (bel leccû fî utüvvin ve nüfûr) benzer bir dizim işlenmişti — orada da inat, bir imkânın ardından geliyordu. Oraya dayanıyorum.