وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ · وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ
Ve inneke le-ted'ûhüm ilâ sırâtın müstakīm · Ve inne'llezîne lâ yü'minûne bi'l-âhırati ani's-sırâtı le-nâkibûn
"Sen onları elbette dosdoğru bir yola çağırıyorsun. Âhirete inanmayanlar ise o yoldan sapmaktadırlar."
Terkip Fâtiha'de ayrıntılı işlendi. Tekrarlamıyorum.
Yetmiş dördüncü ayet, bir önceki ayette anılan yolu elif-lâmla geri alıyor. Arapçada bu, ahd-i zikrî denen bir işlemdir: önce belirsiz anılan şey, sonra belirli olarak tekrarlanır. Dilciler bunu düzenli olarak kaydeder.
Kökün somut anlamı: bir yandan sapmak, yana kaymak. Menkib — omuz (gövdenin yan tarafı); nekbâ' — ana yönlerin arasından esen rüzgâr; nekbe — musibet (yolun dışına düşme).
Ve kelimenin altmış altıncı ayetteki tenkisûn ile karşılaştırılması kaydedilmeye değer, çünkü iki kelime birbirine yakın seslidir ama ayrı köklerdir:
| Kelime | Kök | Hareket |
|---|---|---|
| Tenkisûn (66) | ن-ك-ص | Geri geri gitmek — aynı yol üzerinde, ters yöne |
| Nâkibûn (74) | ن-ك-ب | Yandan sapmak — yolun dışına çıkmak |
İki kökün ayrı olduğu kesindir ve aralarında iştikak bağı kurmuyorum. Abese ve Mutaffifîn'de yakın sesli kökler için düşülen ihtiyat kaydı burada da geçerlidir.
Ama iki kelimenin aynı sûrede, sekiz ayet arayla bulunması bir veridir ve bunu gözlem olarak kaydediyorum: sûre yoldan çıkmanın iki ayrı biçimini adlandırıyor — geri çekilme ve yandan sapma. Birincisi yolda kalıp ilerlememektir; ikincisi yolu terk etmektir.
Bu, Furkān 25/11'de kaydedilen tespitle aynı hattadır: bel kezzebû bi's-sâa — "asıl mesele bu değil: onlar kıyameti yalanladılar." Oraya dayanıyorum.
İki sûre aynı teşhisi koyuyor: dile getirilen itirazların altında, dile getirilmeyen bir âhiret reddi bulunuyor. Ve Mü'minûn bunu otuz üçüncü ayette de yapmıştı: ve kezzebû bi-likāi'l-âhıra.