بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ · قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ · لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Bel kālû misle mâ kāle'l-evvelûn · Kālû e-izâ mitnâ ve künnâ türâben ve ızâmen e-innâ le-meb'ûsûn · Lekad vuıdnâ nahnü ve âbâünâ hâzâ min kablü in hâzâ illâ esâtîru'l-evvelîn
"Hayır! Öncekilerin dediğinin aynısını dediler: 'Ölüp toprak ve kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? Andolsun, bize de atalarımıza da bu daha önce vaat edilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değil.'"
Otuz beşinci ayette adsız bir kavim şöyle demişti: e-yaıdüküm enneküm izâ mittüm ve küntüm türâben ve ızâmen enneküm muhracûn.
Seksen ikinci ayette muhataplar şöyle diyor: e-izâ mitnâ ve künnâ türâben ve ızâmen e-innâ le-meb'ûsûn.
| 23/35 | 23/82 | |
|---|---|---|
| Kim | Adsız kavmin ileri gelenleri | Muhataplar |
| Kalıp | E-yaıdüküm — üçüncü şahsa itiraz ("size vaat mi ediyor") | E-izâ mitnâ — birinci şahıs ("biz ölünce") |
| Ortak lafız | İzâ mittüm ve küntüm türâben ve ızâmen | İzâ mitnâ ve künnâ türâben ve ızâmen |
| Son kelime | Muhracûn — çıkarılacak | Meb'ûsûn — diriltilecek |
Ortak kısım birebirdir. Ve sûre bunu seksen birinci ayette açıkça söylüyor: bel kālû misle mâ kāle'l-evvelûn.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı bu birebir örtüşmedir: sûre kırk yedi ayet önce bir kavmin ağzına koyduğu cümleyi burada muhataplarının ağzında tekrarlıyor ve tekrarı kendisi tespit ediyor. Yani metin, kıssayı bir örnek olarak anlatmakla kalmıyor — örnekle şimdiki durum arasındaki örtüşmeyi de kendisi kuruyor.
س-ط-ر kökü: satır satır yazmak, dizmek. Satr — satır, dizi; estâr — satırlar. Esâtîr — ustûrenin çoğulu sayılır: düzülüp anlatılan hikâyeler.
Kök Kamer 54/53'te (ve küllü sağîrin ve kebîrin müstetar) ز-ب-ر ile karşılaştırılarak işlendi ve Kalem 68/1'de (ve'l-kalemi ve mâ yesturûn) çözümlendi. Tekrarlamıyorum.
Ve terkip Furkān 25/5'te birebir geçmişti: ve kālû esâtîru'l-evvelîne'ktetebehâ fe-hiye tümlâ aleyhi bükraten ve asîlâ. Ve orada, dört itirazın ikincisi olarak tablolandı.
| Furkān 25/5 | Mü'minûn 23/83 | |
|---|---|---|
| Neye deniyor | Kur'an'a — derlenişi anlatılıyor | Diriliş vaadine |
| Ek | İktetebehâ fe-hiye tümlâ aleyh — yazdırma iddiası | Yok |
| Öncesi | İfkün'fterâh — uydurma iddiası | Lekad vuıdnâ nahnü ve âbâünâ — eskiliği |
Ve el-evvelîn kelimesinin sûredeki dağılımı kaydedilmelidir: 24 (âbâine'l-evvelîn), 68 (âbâehümü'l-evvelîn), 81 (el-evvelûn), 83 (esâtîru'l-evvelîn). Dört geçiş, hepsi "öncekiler" hakkında.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: karşı taraf evvelîni delil olarak kullanıyor (24, 83); sûre onu teşhis olarak kullanıyor (68, 81). Aynı kelime, iki ayrı işte.
Bunu bir gözlem olarak veriyorum: aynı gerekçe yirmi dördüncü ayette tersine kullanılmıştı — orada duyulmamış olmak kusurdu, burada çok duyulmuş olmak kusur.
| Ayet | Gerekçe | Neye dayanıyor |
|---|---|---|
| 24 | Mâ semi'nâ bi-hâzâ fî âbâine'l-evvelîn | Yeni olduğu için reddediliyor |
| 83 | Lekad vuıdnâ nahnü ve âbâünâ hâzâ min kabl | Eski olduğu için reddediliyor |
İki gerekçe birbirinin zıddıdır ve ikisi de sûrenin içindedir. Bu, metinden doğrulanabilir bir karşıtlıktır ve bunu kendi okumam olarak yorumluyorum: red, gerekçesini durumdan alıyor — gerekçe değişiyor, red değişmiyor. Furkān 25/4-8'de kaydedilen tespitin aynısı budur.