وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ · وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Ve hüve'llezî zeraeküm fi'l-ardı ve ileyhi tuhşerûn · Ve hüve'llezî yuhyî ve yumîtü ve lehu'htilâfü'l-leyli ve'n-nehâr, e-fe-lâ ta'kılûn
"Sizi yeryüzüne yayan O'dur ve O'na toplanacaksınız. Dirilten ve öldüren O'dur; gece ile gündüzün değişmesi O'na aittir. Aklınızı kullanmaz mısınız?"
Yetmiş sekiz, yetmiş dokuz ve sekseninci ayetlerin üçü de aynı kalıpla başlıyor: ve hüve'llezî. Bu, metinden doğrulanabilir bir olgudur.
| Ayet | Ne veriliyor | Kapanış |
|---|---|---|
| 78 | Kulak, gözler, kalpler | Kalîlen mâ teşkürûn — şükür |
| 79 | Yeryüzüne yayılma | Ve ileyhi tuhşerûn — toplanma |
| 80 | Diriltme, öldürme, gece-gündüz | E-fe-lâ ta'kılûn — akıl |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum, dayanağı üç kapanışın farklı oluşudur: üç ayet aynı kalıpla kuruluyor ama üç ayrı yere bağlanıyor — şükre, toplanmaya ve akla. Yani aynı delil, üç ayrı sonuca götürülüyor.
Kökün somut anlamı: tohum saçar gibi yaymak, çoğaltmak. Dilciler kökü yaratma ile yayma arasında bir yerde tarif eder.
Kök dizinde ilk kez burada çözümleniyor. Kelime Kur'an'da birkaç yerde geçer: A'râf 7/179 (ve lekad zere'nâ li-cehenneme), Nahl 16/13, Şûrâ 42/11 (yezraüküm fîh; Şûrâ'de geçti), Mülk 67/24 (ellezî zeraeküm fi'l-ard; Mülk'de işlendi).
Ve Mülk 67/24 ile bu ayetin örtüşmesi kaydedilmelidir: iki cümle neredeyse birebir aynıdır.
| Yer | Cümle |
|---|---|
| Mülk 67/24 | Kul hüve'llezî zeraeküm fi'l-ardı ve ileyhi tuhşerûn |
| Mü'minûn 23/79 | Ve hüve'llezî zeraeküm fi'l-ardı ve ileyhi tuhşerûn |
Tek fark başlangıçtadır: Mülk'te kul (de ki) emri var, burada yok. Bu, iki metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir.
Ve dizimin bir ayrıntısı kaydedilmeye değer: fi'l-ard (yeryüzüne yayma) ile ileyhi tuhşerûn (O'na toplanma) karşıt yönlerdir. Bir dağılma, bir toplanma.
ح-ش-ر kökü: dağınık olanı bir araya toplamak. Kök Haşr'de sûre adı vesilesiyle çözümlendi. Tekrarlamıyorum.
خ-ل-ف kökü: arkada kalmak; birinin yerine geçmek. İhtilâf — VIII. bâb: birbirinin ardından gelme; ve ayrılığa düşme. İki anlam da kökten çıkar.
Aynı olgu Furkān 25/62'de başka bir kelimeyle anlatılmıştı: ve hüve'llezî ceale'l-leyle ve'n-nehâra hılfeten li-men erâde en yezzekkera ev erâde şükûrâ. Ve orada işlendi.
| Furkān 25/62 | Mü'minûn 23/80 | |
|---|---|---|
| Kelime | Hılfeten — isim | İhtilâf — masdar |
| Ne için | Li-men erâde en yezzekker — öğüt almak isteyen için | Lehû — O'na aittir |
| Kapanış | İki erâde — irade | E-fe-lâ ta'kılûn — akıl |
Ve lehû öne alınmış (takdîm) ve bu kaydedilmelidir: Arapçada haberin öne alınması tahsis bildirir — "yalnız O'na aittir".
ع-ق-ل kökü: bağlamak. İkāl — devenin dizini bağlayan ip; akl — kişiyi savrulmaktan tutan bağ. Kök Yâsîn 36/62 ve Bakara 2/44'te işlendi.
Ve bu soru, sûrenin seksen dört-seksen dokuz arasındaki üç soruluk dizisinin habercisidir. Orada üç ayrı kapanış gelecek: e-fe-lâ tezekkerûn (85), e-fe-lâ tettekūn (87), fe-ennâ tüsharûn (89).
| Ayet | Kapanış | Neye çağırıyor |
|---|---|---|
| 80 | E-fe-lâ ta'kılûn | Bağlamaya — akıl |
| 85 | E-fe-lâ tezekkerûn | Hatırlamaya |
| 87 | E-fe-lâ tettekūn | Sakınmaya |
| 89 | Fe-ennâ tüsharûn | Soru değil, teşhis — nasıl büyüleniyorsunuz |
Bu dizi metinden doğrulanabilir ve bunu kendi okumam olarak yorumluyorum: üç çağrı akıldan hatırlamaya, hatırlamadan sakınmaya iniyor; dördüncüsü ise çağrı değil, bir tespit. Dizi bir soruyla değil, bir şaşkınlıkla kapanıyor.