يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ ٱللَّهُ دِينَهُمُ ٱلْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْحَقُّ ٱلْمُبِينُ
"O gün Allah onlara hak ettikleri karşılığı tam olarak verecek ve onlar Allah'ın apaçık gerçek olduğunu bileceklerdir."
Kök: و-ف-ي. Somut anlamı bir şeyi eksiksiz, tam olarak yerine getirmek. Vefâ — sözü tam yerine getirmek. Evfâ — tam ölçtü. Tevfiye — eksiksiz ödeme.
Ve kelime Mutaffifîn'de işlenen kökün karşıtıdır: tatfîf, ölçüde eksiltmedir; tevfiye, tam ölçmedir.
Buradaki anlam ikincisidir: hak edilen karşılık. Kelimenin "borç" anlamıyla bağı, ayetin fiiliyle birleşiyor: yüveffî — tam ödemek. Yani ayet bir ödeme sahnesi kuruyor.
Ve el-hakk sıfatı kayda değer: karşılık yalnız "tam" değil, aynı zamanda "hak"tır. İki kelime birbirini pekiştiriyor: eksiksiz ve yerinde.
Bu, sûrede el-Hakk isminin geçtiği tek yerdir ve ب-ي-ن kökünün ilâhî bir isimle birlikte geldiği tek yerdir.
Ve bir dizim gözlemi kaydedilebilir: on bir ile yirmi beş arasındaki bölüm, bir iftira ile açıldı ve el-Hakku'l-Mübîn ismiyle kapanıyor.
| Bölümün başı | Bölümün sonu |
|---|---|
| el-ifk (11) — çevrilmiş olan | el-Hakk (25) — gerçek olan |
| ifkün mübîn (12) — apaçık iftira | el-Hakku'l-Mübîn (25) — apaçık gerçek |
İki kelime çifti karşılıklı duruyor: on ikinci ayette mü'minlerden hâzâ ifkün mübîn demeleri istenmişti; yirmi beşinci ayette Allah el-Hakku'l-Mübîn diye anılıyor. Aynı sıfat, iki zıt nesneye.