أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلطَّيْرُ صَٰٓفَّٰتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُۥ وَتَسْبِيحَهُۥ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِمَا يَفْعَلُونَ · وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ
E lem tera ennallâhe yüsebbihu lehû men fi's-semâvâti ve'l-ardı ve't-tayru sâffât, küllün kad alime salâtehû ve tesbîhah, vallâhu alîmun bimâ yef'alûn · Ve lillâhi mülkü's-semâvâti ve'l-ard, ve ilallâhi'l-masîr
"Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlarla saf saf kanat açan kuşlar Allah'ı tesbih ediyor? Her biri kendi duasını ve tesbihini bilmiştir. Allah, yaptıklarını bilendir. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de Allah'adır."
Kırk birinci ayetle sûre yeni bir diziye giriyor ve dizi bir kalıpla işaretleniyor: e lem tera — "görmedin mi?"
Kalıbın işlevi kayda değer: bir soru gibi görünen bu ifade, Arapçada bir dikkat çekme biçimidir. Muhataptan bilgi istenmiyor; bildiği bir şeye bakması isteniyor.
Ve fiilin re'â (görmek) olması, otuz beşinci ayetten sonraki bölümün tamamıyla uyumludur. Sûre bakış üzerine kuruluydu:
| Ayet | Görme fiili |
|---|---|
| 30-31 | yeğuddû min ebsârihim — bakışı indir |
| 35 | Işık temsili |
| 40 | lem yeked yerâhâ — göremiyor |
| 41, 43 | e lem tera — görmedin mi? |
| 44 | li-üli'l-ebsâr — görebilenler için |
Kök Saff'de çözümlendi. Oradaki tanım: birden çok şeyi düz bir hat üzerinde, aynı hizada yan yana dizmek. … kelime burada ism-i fâil müennes çoğul olarak geliyor — sâffât. Yani "dizilmiş olanlar" değil, "dizenler / saf tutanlar". Fiil etkendir.
Ve Nûr 24/41'de aynı kelime, aynı kalıpta geçiyor: sâffât.
Ama bir fark var ve kayda değer: Sâffât sûresinde kelimenin öznesi söylenmiyor — bir yemin öğesi olarak geliyor ve kimin saf tuttuğu belirtilmiyor (o sûrenin yüz altmış beşinci ayetinde melekler konuşuyor).
Ve kelimenin kuşlar için kullanımı iki türlü anlaşılabilir ve klasik tefsirlerde ikisi de nakledilir:
| İzah | Muhtevası |
|---|---|
| 1 | Kuşların uçarken kanatlarını açıp gerdikleri hâl — kanadın düz bir hat oluşturması |
| 2 | Kuşların gökyüzünde sıra hâlinde uçmaları |
Ve kelimenin Kur'an'da kuşlar için bir başka yerde kullanıldığı kaydedilebilir: e ve lem yerav ile't-tayri fevkahüm sâffâtin ve yakbıdn (Mülk 67/19) — Mülk'de işlendi. Orada da aynı kelime, aynı kalıpta ve kuşlar için.
| Okuma | Alime fiilinin öznesi | Anlamı |
|---|---|---|
| 1 | küllün — her varlık | Her varlık kendi duasını ve tesbihini bilmiştir |
| 2 | Allah | Allah, her birinin duasını ve tesbihini bilmiştir |
Ancak ikinci cümlenin dizimdeki yeri kaydedilebilir: ayet, hemen ardından vallâhu alîmun bimâ yef'alûn diyor. Yani Allah'ın bilmesi ayrıca ve açıkça söyleniyor. Bu, birinci okumaya bir dayanak sağlayabilir — ama bunu bir tercih olarak değil, bir dizim gözlemi olarak veriyorum.
Ve birinci okumanın taşıdığı şey kayda değerdir: her varlığın kendine ait bir tesbih biçimi olduğu. Yani tesbih tek tip değil.
Kök: س-ب-ح. Somut anlamı suda ya da havada yüzmek, akıp gitmek. Sebh — yüzme. Kök dizinde birçok yerde ele alındı.
Ve tesbîh: bir şeyi kendisine yakışmayandan uzak tutmak. Dilcilerin kurduğu bağ: yüzen şey, engelleri aşarak akar; tesbih de zâtı, kendisine yakışmayan nispetlerden uzaklaştırır.
Kelime sûrede iki kez geçiyor: 36 ve 41. Ve 36'da evlerde tesbih edenler, 41'de gökler, yer ve kuşlar. İki ayet arasında bir genişleme var: bir evden bütün varlığa.
Ve kelimenin kökündeki "dönüşmek" anlamı kayda değer: masîr, yalnız bir mekân değil — bir hâle varıştır.