وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَٰجَهُمْ وَلَمْ يَكُن لَّهُمْ شُهَدَآءُ إِلَّآ أَنفُسُهُمْ فَشَهَٰدَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَٰدَٰتٍۭ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ · وَٱلْخَٰمِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ إِن كَانَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Ve'llezîne yermûne ezvâcehüm ve lem yekün lehüm şühedâü illâ enfüsühüm fe-şehâdetü ehadihim erbau şehâdâtin billâhi innehû le-mine's-sâdikīn · Ve'l-hâmisetü enne la'netallâhi aleyhi in kâne mine'l-kâzibîn
"Eşlerine iftira atıp da kendilerinden başka şahitleri olmayanların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair Allah adına dört defa yemin etmesidir. Beşincisi de, eğer yalancılardansa Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasıdır."
Liân (لِعَان), klasik fıkıhta müstakil bir bahis konusudur ve sonuçları hakkında mezhepler arasında geniş ihtilaf vardır. Bu bölümde fıkhî ayrıntıya girilmez ve hiçbir hüküm verilmez. İşlenecek olan, ayetlerin yapısı ve dilidir.
Ama şart değişiyor: dördüncü ayette dört şahit isteniyordu; burada ve lem yekün lehüm şühedâü illâ enfüsühüm — "kendilerinden başka şahitleri yoksa" kaydı var.
| 24/4 | 24/6 | |
|---|---|---|
| Fiil | yermûn | yermûn |
| Nesne | el-muhsanât — genel | ezvâcehüm — eşleri |
| İspat yolu | Dört şahit | Dört yemin |
| İspat edilemezse | Seksen değnek | Karşı taraf da yemin eder |
Yani ayet, dördüncü ayetin kurduğu ağır ispat şartının uygulanamayacağı tek bir durumu ayırıyor ve orada şahidin yerine yemini koyuyor.
Sayının korunması kayda değer: dört. Şahit sayısı dörttü; yemin sayısı da dörttür. Metin, ispat için gereken ağırlığı değiştirmiyor — yalnız cinsini değiştiriyor.
| Erkek (6-7) | Kadın (8-9) | |
|---|---|---|
| Yemin sayısı | Dört | Dört |
| Muhtevası | innehû le-mine's-sâdikīn — doğru söyleyenlerden olduğu | innehû le-mine'l-kâzibîn — onun yalancılardan olduğu |
| Beşinci | la'netallâhi aleyh — lânet | ğadaballâhi aleyhâ — gazap |
| Şartı | in kâne mine'l-kâzibîn | in kâne mine's-sâdikīn |
لَعْنَة — kök ل-ع-ن: uzaklaştırmak, kovmak. Lânet, rahmetten uzaklaştırılmaktır — kelimenin merkezinde mesafe vardır.
İki kelime arasındaki farkı klasik tefsirlerde birkaç izahla karşılamışlardır ve hiçbirini tercih etmiyorum:
| İzah | Muhtevası |
|---|---|
| 1 | İki kelime arasında anlam bakımından belirgin bir derece farkı yoktur; fasıla ve ses uyumu gözetilmiştir |
| 2 | Kelimeler tarafların konumundaki farkla ilgilidir |
| 3 | Ğadab daha ağır sayılır ve bu, ikinci tarafın son sözü söyleyen taraf olmasıyla ilgilidir |
Yani yemin, şehâdet kelimesiyle adlandırılıyor. Dördüncü ayette istenen şey şühedâ (şahitler) idi; burada istenen şehâdât (şahitlikler).
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı kelimelerin kalıbıdır: metin, kişinin kendi beyanını dört ayrı şahitlik yerine koyuyor ve bunu kelimeyi değiştirmeden yapıyor. Yemin, burada bir duygu ifadesi değil, usulî bir işlem olarak konumlandırılmış.
Dördüncü ayetin şartı — dört şahit — bir eş için pratikte imkânsıza yakındır. Şart aynen uygulansaydı iki sonuç doğardı: ya iddia sahibi ispat edemediği için seksen değnek alacaktı, ya da iddiası hiç dile getirilemeyecekti.
Ayet üçüncü bir yol açıyor: iddia usulî bir çerçeve içinde ifade ediliyor, karşı taraf aynı ağırlıkta bir usulî çerçeve içinde karşılık veriyor, ve mesele yeminlerin doğruluğu Allah'a bırakılarak kapanıyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum; dayanağı, iki tarafın da yeminlerinin şart cümlesiyle (in kâne) kayıtlanmış olmasıdır — yani metin, iki tarafın hangisinin doğru söylediğini kendisi bildirmiyor.
Fıkhî sonuçlar — nikâhın durumu, nesep, tekrar bir araya gelme imkânı, yeminden kaçınmanın hükmü — üzerinde mezhepler arasında geniş ihtilaf vardır. Bu bölümde hiçbiri aktarılmıyor ve hiçbir hüküm verilmiyor.