ٱلَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ إِلَىٰ جَهَنَّمَ … وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ ٱلْأَمْثَٰلَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
Blok, birkaç topluluğu kısaca anıyor: Nûh kavmi (37), Âd, Semûd, Ashâbü'r-Res ve kurûnen beyne zâlike kesîrâ (38).
Ashâbü'r-Res hakkında kesin bilgi yoktur — Kāf 50/12'de aynı kayıt düşülmüştü. Oraya dayanıyorum ve rivayet aktarmıyorum.
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: helâk listesinin ortasına, helâkten önce yapılan şey konuyor. Ve Fâtır (Melâike) 35/24'te (ve in min ümmetin illâ halâ fîhâ nezîr) ile Kasas 28/59'da (ve mâ kâne rabbüke mühlike'l-kurâ hattâ yeb'ase fî ümmihâ rasûlâ) aynı ilke işlenmişti. Üç sûre aynı şartı koyuyor.
تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا — kök ت-ب-ر: kırıp ufalamak, parça parça etmek. Tibr — işlenmemiş, dağınık altın parçacıkları.
وَلَقَدْ أَتَوْا۟ عَلَى ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِىٓ أُمْطِرَتْ مَطَرَ ٱلسَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا۟ يَرَوْنَهَا (40)
Ahkāf 46/27'de (mâ havleküm mine'l-kurâ) ve Ğâfir (Mü'min) 40/21, 40/82'de aynı delil işlendi. Buradaki fark: ayet uğradılar diyor — yani yanından geçmişler.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum: delil, aramayı bile gerektirmiyor; görme fiilinin kendisi soruluyor. E-fe-lem yekûnû yeravnehâ.
Alay cümlesi kaydedilmelidir: e-hâze'llezî beasallâhu rasûlâ — "Allah'ın elçi olarak gönderdiği bu mu?"
Ve işaret zamiri (hâzâ) kullanılıyor. Sûrenin yedinci ayetindeki itiraz da aynı zamirle başlamıştı: mâ li-hâze'r-rasûl. İki alay cümlesi aynı işaretle kuruluyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir tekrardır.
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا لَوْلَآ أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا (42) — "sabretmeseydik, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptıracaktı."
Bunu bir gözlem olarak kaydediyorum: cümlede sabır kelimesi, direnç anlamında ve karşı tarafın ağzında geçiyor. Ve sûrenin yirminci ayetinde aynı kök, muhataba yöneltilmiş bir soruydu: e-tasbirûn. Aynı kelime, iki tarafta iki ayrı işte.