أَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا · أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Bu cümle Câsiye 45/23 ile neredeyse aynıdır ve orada ayrıntılı işlendi — özellikle ilâhehû hevâhü terkibindeki iki okuma (hangisi mef'ûl) tablolanmıştı. Tekrarlamıyorum.
Buradaki fark kaydedilmelidir: Câsiye'de cümlenin devamı mühürlenme ile gidiyordu; burada devamı bir sorumluluk sınırıdır: e-fe-ente tekûnü aleyhi vekîlâ.
Zümer 39/41'de (ve mâ ente aleyhim bi-vekîl) aynı kelime işlendi. Ve Kasas 28/56'da bu sınırın yedi sûredeki tablosu verilmişti; bu ayet o tabloya eklenir.
كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا — benzetme Muhammed 47/12'de işlendi ve orada kaydedilmişti: hayvanın yemesi kınanmıyor; insanın yalnız o kadarıyla yetinmesi anlatılıyor. Oraya dayanıyorum.
Ve bel hüm edallü sebîlâ ekinin gerekçesi kaydedilmeye değer: hayvanın bir yolu yoktur ki sapsın. Karşılaştırma, verilen imkânın kullanılmamasına bakıyor. Bunu kendi okumam olarak veriyorum.