وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْحَىِّ ٱلَّذِى لَا يَمُوتُ … ٱلرَّحْمَٰنُ فَٱسْـَٔلْ بِهِۦ خَبِيرًا · وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱسْجُدُوا۟ لِلرَّحْمَٰنِ قَالُوا۟ وَمَا ٱلرَّحْمَٰنُ
"Ölmeyen diriye güven… O Rahmân'dır; O'nu bilene sor. Onlara 'Rahmân'a secde edin' dendiğinde, 'Rahmân da ne?' derler."
ٱلْحَىِّ ٱلَّذِى لَا يَمُوتُ — el-Hayy ismi Bakara 2/255'te (el-Hayyü'l-Kayyûm) işlendi. Buradaki ek kaydedilmelidir: ellezî lâ yemût — sıfat, bir olumsuzlamayla pekiştiriliyor.
Ve tevekkülün dayanağı olarak bu sıfatın seçilmesi kaydedilmeye değer: güvenilen şeyin kalıcı olması. Bunu bir gözlem olarak veriyorum: dayanılacak yerin ölçüsü, gücü değil süresi olarak veriliyor.
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı sorunun biçimidir: ve me'r-rahmân — "Rahmân da ne?" Soru men (kim) ile değil mâ (ne) ile kuruluyor.
Sûrenin bu bölümünde er-Rahmân ismi yoğunlaşıyor (59, 60, 63) ve altmış üçüncü ayette bu ismin kullarının tarifi başlayacak. Yani sûre, reddedilen ismi alıp onun kullarını anlatarak cevap veriyor. Bu, sûre içinde doğrulanabilir bir yapıdır.
وَزَادَهُمْ نُفُورًا — nüfûr: ürküp kaçmak. Kök Fâtır (Melâike) 35/42'de işlendi ve orada kaydedilmişti: uyarı etkisiz kalmıyor, ters yönde etki ediyor. Oraya dayanıyorum.