هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُ · تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ · يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَٰذِبُونَ
Hel ünebbiüküm alâ men tenezzelü'ş-şeyâtîn · Tenezzelü alâ külli effâkin esîm · Yulkūne's-sem'a ve ekseruhüm kâzibûn
"Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi? · Onlar, günaha batmış her yalancının üzerine iner. · Bunlar kulak verirler; ve çoğu yalancıdır."
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ — "size haber vereyim mi?" Kalıp Kur'an'da dikkat çekme için kullanılır (hel ünebbiüküm bi-şerrin min zâlike — Mâide 5/60; hel edüllüküm alâ ticâratin — Saff 61/10, Saff'de işlendi).
| Ayet | Ne yapıyor |
|---|---|
| 210-212 | Olumsuz — "şeytanlar onu indirmedi, indiremezler" |
| 221-223 | Olumlu — "kimin üzerine indiklerini söyleyeyim mi?" |
Bunu kendi okumam olarak kaydediyorum ve dayanağı iki bölümün yapısıdır: bir iddiayı çürütmenin iki yolu var — "öyle değil" demek ve "asıl şöyledir" demek. Sûre ikisini de yapıyor, arasına on ayetlik bir emirler bölümü koyarak.
Kök Câsiye 45/7'de çözümlendi ve oraya dayanıyorum. Oradaki tarif: أ-ف-ك — bir şeyi yönünden çevirmek, ters yüz etmek. Ve orada kaydedildiği gibi kök Ahkāf 46/11 ve 46/28'de de işlendi (ifkün kadîm, ifkühüm).
| Sûre | Terkip | Bağlam |
|---|---|---|
| Câsiye 45/7 | Veylün li-külli effâkin esîm | Ayetleri işitip büyüklenen |
| Şuarâ 26/222 | Tenezzelü alâ külli effâkin esîm | Şeytanların indiği kişi |
Ve Câsiye'deki kaydın devamı buraya bağlanıyor: orada effâkın ardından ne yaptığı anlatılıyordu (yesmeu âyâtillâhi tütlâ aleyhi sümme yusırru müstekbiran ke-en lem yesma'hâ). Şuarâ'da ise ne aldığı anlatılıyor.
أَثِيم — kök أ-ث-م: dilcilerin verdiği çekirdek ağırlaştırmak, geciktirmek — ism, kişiyi hayırdan alıkoyan ve geride bırakan fiildir. Fa'îl vezni: sıfat-ı müşebbehe — huy hâline gelmiş, yerleşik.
Yani tarif iki kanatlı: söylediği ve yaptığı. Ve bu, iki yüz yirmi altıncı ayetteki ölçünün ta kendisidir: ve ennehüm yekūlûne mâ lâ yef'alûn — söylediği ile yaptığı arasındaki uyum.
| Okuma | Zamir | Anlamı |
|---|---|---|
| Şeytanlara | Yulkūne's-sem'a — kulak kabartırlar | "Şeytanlar [göğe] kulak verir; çoğu yalancıdır" |
| Effâklarla anlaşanlara | Kâhinler / haber alanlar | "Onlar [şeytanlara] kulak verir; çoğu yalancıdır" |
Ve iki yüz on ikinci ayetle gerilim kaydedilmelidir: orada innehüm ani's-sem'i le-ma'zûlûn ("işitmekten uzaklaştırılmışlardır") denmişti. Burada yulkūne's-sem'a ("kulak verirler") deniyor.
Nakledilen izah: kulak vermek (ilkāü's-sem') bir çabadır; uzaklaştırılmak ise sonuçtur. Yani "dinlemeye çalışırlar ama erişemezler". Bu izah iki ayeti uzlaştırır ve iki yüz on ikinci ayetin kalıbıyla uyumludur — orada edilgen kalıp kullanılmıştı.
ألقى السمع — Arapçada bir deyimdir: kulağını vermek, dikkat kesilmek. Kur'an aynı deyimi bir kez daha kullanır: ev elka's-sem'a ve hüve şehîd (Kāf 50/37 — Kāf'de işlendi). Aynı deyim, iki ayrı bağlamda.
Ve elkā fiili kaydedilmelidir: kök ل-ق-ي, sûrede sihirbazlar sahnesinde altı kez geçmişti (43-46; 26/43-49 bölümünde tablolandı). Yani sûre, "atmak/bırakmak" fiilini sihir sahnesinde ve şeytanlar bahsinde kullanıyor. Bu, metinden doğrulanabilir bir tekrardır.
Ve ekser (çoğu) kelimesi kaydedilmelidir: sûrenin sekiz mühründeki kelimeyle aynıdır — ve mâ kâne ekseruhüm mü'minîn.
Aynı kelime, aynı yapı. Bu, metinden doğrulanabilir bir örtüşmedir. Ve ikisinde de "hepsi" denmiyor.